menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alişer Delek yazdı: Hakkıdır, hukuka dayanan devletimin istiklal

10 0
11.04.2026

Son güncelleme: 11 Nisan 2026 -

Alişer Delek yazdı: Hakkıdır, hukuka dayanan devletimin istiklal

11 Nisan 2026 Cumartesi

Bir insan hem Selahattin Demirtaş’ın hem de Sinan Ateş’in ideolojik görüşlerini benimseyebilir mi? Hayır ama hukuk davalarını aynı anda savunabilir.

Bir tarafta eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş, diğer tarafta Kürt siyasi hareketinin önde gelen ismi Selahattin Demirtaş…

Bir zamanların iki zıt kutbu. Hatta bu ifade, aradaki uçurumu tanımlamaya yetmiyor bile. Dönemlerinde aynı masaya oturmaları, aynı dili konuşmaları imkansız iki siyasetçi. Onların siyasi söylemlerinin peşinden gidenlerin, birbiriyle aynı havayı solumaktan imtina ettiği iki farklı dünya.

Ancak bugün, bir araya gelmesi imkansız görünen bu iki ismi aynı satırlarda buluşturan davaları var. Ve bu davalarda, ideolojilerinden bağımsız olarak, savunulması gereken temel insan hakları… İşte kritik eşik tam burada aşılıyor. İdeolojik zıtlıklar, hukuki bir zeminde tek bir noktada birleşiyor: Hakkın ve adaletin savunulması.

Kişileri değil, haklarını savunmak

Son dönemde Türkiye’nin gündemini meşgul eden belediye başkanlarına yönelik operasyonlar ve davalar zihnimi kurcalıyor. Hiç tanımadığım, siyasi çizgisine belki de hiç yakın hissetmediğim belediye başkanlarını savunmak nasıl olacak? Yanıtı aslında basit: Mesele kişileri veya onların siyasetini savunmak değil; seçmen iradesini ve usul hukukunu savunmak. Gözaltı sürecinden mahkeme salonuna kadar yaşananlara bakınca, ortada reddedilemeyecek kocaman bir gerçeklik duruyor: Haksızlık.

Davanın içeriği veya çıkacak karar kâğıt üzerinde “hukuki” görünebilir. Ancak ortadaki usulsüzlükler ve haksızlık duygusu, davanın sonucunu çoktan gölgede bıraktı. Karar ne olursa olsun, ister beraat ister mahkumiyet, toplumun büyük kesimi sürecin işleyişi yüzünden sonucun “siyasi” olduğuna inanmış durumda.

Bu inançsızlık öylesine derin ki, pek çok bağımsız gazetecinin tek başına verdiği insanüstü emeğe rağmen, bu davalar gündemde artık eskisi kadar yer bulamıyor. Çünkü toplum, “hukukun” değil, “gücün” konuştuğu bir sahneyi izlediği hissine kapılıyor.

“Bugün ona, yarın bana” rutini

Demirtaş ve Ateş örneğine geri dönelim. Bu iki ismin siyasi dünyasını aynı potada eritmek namümkün. Ama bugün her iki ismin de uğradığı haksızlığın karşısında durmak elzem. Zira artık hukuksuzluk, ya da daha nazik bir tabirle hukuk alanında kişisel hakların çiğnenmesi öyle bir noktaya geldi ki, “bugün ona, yarın bana” gerçeği bir kehanet değil, bir rutin.

Bugün gözaltına alınan birinin telefonundaki özel mesajların, suçla ilgisi olmasa bile servis edilmeyeceğinin; yarı çıplak görüntülerinin haber yapılmayacağının ya da iddia edilen suçtan çok daha uzun süre hapis yatmayacağının hiçbir garantisi yok. Bu hakların garantisinin olmadığı yerde hukuktan bahsedilemez.

Tüm bu haksızlıklar doğrudan bir “hukuksuzluk” krizine işaret ediyor. Hukukun olmadığı yerde nelerin olmayacağını uzun uzun anlatmaya gerek yok: Gelecek beklentisi, ekonomik refah, umut ve istikrar… Özetle, güçlü bir devlet.

Bugün Türkiye, dışarıdaki bölgesel tehditlerle mücadelesini “destansı” bir anlatıyla sürdürüyor olabilir. Ancak bu sağlam görünen “beton” yapının altında, içten içe paslanan temeller var. Dışarıdan bakınca beton ne kadar sağlam görünürse görünsün, adaletsizlikten kaynaklı çürüme içten başladı bir kere.

Devletin gerçek “istiklali” ve bekası, sadece sınır ötesindeki tehditlerden değil, bu iç çürümeden kurtulmasına bağlıdır. Adaleti kişilere göre değil, duruma göre işletmek; “hukuka dayanan bir devlet” olmanın tek yoludur. Tedavisi zor ama zorunlu.

Selahattin Demirtaş Sinan Ateş

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Alişer Delek / Diğer yazıları

Alişer Delek yazdı: Büyük resme bakarken…

Alişer Delek yazdı: Yanlış hesap Tahran’dan döner

Alişer Delek yazdı: Söylediklerine katılmıyorum ama…

Alişer Delek yazdı: Hamaney’in öldürülmesine sevinmek

Alişer Delek yazdı: Süreç yeni başlıyor

Alişer Delek yazdı | Geri Tepme Etkisi: Muhalefet kendi kalesine mi gol atıyor?

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Haftanın diğer yazıları

Recep Karagöz yazdı: İran’da savaşın gerçek galibi halktı

Bilgehan Uçak yazdı – Bir başka “zoraki diplomat”: Hamdullah Suphi Tanrıöver

Şeyma Hatice Bozoğlu yazdı: Cemaatte artan eleştirilere “Batmaz” freni

Cevat Düşün yazdı – Çarşema Sor (Kırmızı Çarşamba): Ezidi inancına göre evrenin doğum öyküsü

Burak Karataş yazdı: Zikirmatik teknolojisi

Armağan Öztürk yazdı: Yılmaz Özdil’in Sözcü’den ayrılması üzerine

Önder Özden yazdı – Silivri’den ekonomiye: Türkiye’de önceliğin haritası

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan Türkiye’ye liderlik edemiyor

Masada Kalanlar (1): Anneannemin elmalı tartı

Haftanın en popüler içerikleri

Gökhan Bacık yazdı: Türkçe “kutsal” dini metinler

Diyarbakır’da 20 TL’ye aldığı biberi 250 TL’ye satan zincir market şubesi ortaya çıktı

Masonlara kayyum atandı

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Fethullah Gülen ABD’ye giderken

Ruşen........

© Medyascope