menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıkı Tutunun Sekülerleşiyoruz! – Melih Demirel Yazdı

22 0
16.03.2026

Türkiye’de uzun yıllardır adeta ezber edilmiş bir iddia var: “Toplum giderek daha dindar hale geliyor.” Özellikle 2002’den sonra iktidara gelen siyasi anlayışın da bu yönde bir dönüşümü temsil ettiği sıkça dile getirilir. Eğitimden kültürel politikalara kadar pek çok alanda yapılan düzenlemeler, dolayısıyla kamuoyunda Türkiye’nin daha da  muhafazakârlaştığı ve dinî hassasiyetlerin çok daha güçlendiği algısını doğurmuştur.

Ancak meseleye biraz yakından bakıldığında ortaya çıkan tablo, bu algının pek de öyle olmadığını gösteriyor. Zira son yirmi yıl içerisinde yapılan çeşitli sosyolojik araştırmalar, Türkiye toplumunun aslında farklı bir istikamete doğru evrildiğini ortaya koyuyor: Sekülerleşme.

Araştırmaların önemli bir kısmı, dinî pratiklerde gözle görülür bir gerilemeye işaret ediyor. Ramazan ayında oruç tutma oranlarının geçmiş yıllara kıyasla azaldığı, dinî bayramlara gösterilen hassasiyetin eskiye göre daha zayıfladığı, hatta bazı geleneksel ritüellerin yeni nesiller arasında giderek silikleştiği açıkça görülüyor. Bayram sabahlarının o eski kalabalıkları, mahalle kültürünün içten ziyaretleri ve dinî günlere gösterilen toplumsal duyarlılık artık aynı kuvvette değil.

Bu tabloyu yalnızca gündelik hayat pratiklerinde değil, eğitim politikalarının sonuçlarında da görmek mümkün. 2002’den sonra sayıları ciddi biçimde artırılan imam hatip okulları, teoride daha dindar bir nesil yetiştirme hedefinin merkezinde yer aldı. Fakat pratikte ortaya çıkan sonuç bambaşka bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Bugün birçok araştırma ve saha gözlemi, özellikle imam hatip gençliği arasında “deizm” eğiliminin ciddi biçimde konuşulduğunu gösteriyor. Din eğitiminin yoğun olduğu bu okullarda dahi gençlerin önemli bir kısmı, geleneksel din anlayışından uzaklaşan sorular sormaya, hatta bazı durumlarda din ile arasına mesafe koymaya başlıyor. Bu durum, sadece eğitim politikalarının değil, dinin anlatılma biçiminin de yeniden sorgulanmasını gerektiren bir mesele olarak önümüzde duruyor.

Meselenin bir başka boyutu ise kendisini “din adamı” olarak tanımlayan bazı isimlerin kullandığı dil. Toplumu ayrıştıran, ötekileştiren, insanları korku ve nefret üzerinden hizaya getirmeye çalışan bu söylemler; farkında olunmasa da dinin kendisine zarar veriyor.

İslam’ın merhamet ve hikmet üzerine kurulu mesajı yerine, sert ve dışlayıcı bir üslup tercih edildiğinde ortaya çıkan sonuç çoğu zaman tam tersi oluyor: İnsanlar dinden uzaklaşıyor. Din adına konuştuğunu iddia eden bazı isimlerin, aslında farkında olmadan insanları dinden soğutan bir rol üstlendiğini görmek zor değil. İslam’a hizmet ettiğini söyleyen bu anlayışın, günün sonunda İslam’a en büyük zararı verdiği gerçeği ise ortada duruyor.

Bu noktada dikkat çekici bir tespit de kamuoyunda sık sık tartışılan bir başka isimden geldi.

Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün şu sözleri aslında oldukça çarpıcıdır:

“Türkiye’de muhafazakâr camia lafta şeriat ister ama bir referandum yapılsa kabine girdiğinde vermez. Türkiye’de şeriat isteyen yüzde 20 çıkarsa ben şok geçiririm. Yüzde 10 çıkar mı ondan da şüpheliyim.”

Bu sözler söyleyen kişiden dolayı birçok kişi için şaşırtıcı olabilir. Ancak Türkiye’nin toplumsal dönüşümüne bakıldığında, bu tespitin oldukça realist olduğu görülüyor. Hatta bugün bu oranların daha da aşağıya indiğini söylemek abartı olmayacaktır.

Doksanlı yıllarda toplum içinde şeriat talebinin yaklaşık yüzde 25 civarında olduğu konuşulurken, bugün bu oranların yüzde 3 ile 5 bandına kadar gerilediği önümüzde duran bir gerçektir. Toplumun genel eğilimi, dinin kamusal alandaki sert ve ideolojik yorumlarından ziyade bireysel bir inanç alanına çekilmesi yönünde ilerliyor.

Kısacası, uzun yıllardır anlatılan “toplum giderek dindarlaşıyor” hikâyesi, rakamlarla ve saha gözlemleriyle pek de örtüşmüyor. Aksine Türkiye, sessiz ama belirgin bir sekülerleşme sürecinden geçiyor. Çokta uzak olmayan bir tarihte şeriat isteyenlerin oranının yüzde 3-5 lerden, Doğu Perinçek’in oy oranına kadar düşeceği aşinadır. Yani canım Türkiye’m, başlıkta da  söylediğim gibi:

Ancak ne kadar dolu bir sekülerlik bu, takdir edersiniz ki orası muamma…

Neyse, bayram hassasiyetlerini kaybetmemiş, Zafer bayramlarında  göğsü kabaran, Ramazan bayramlarında o manevi birlik ortamıyla huzur bulan bir yurttaş olarak, Ramazan bayramınızı şimdiden en içten dileklerimle kutluyor, sevgi ve selamlarımı iletiyorum…

Kısa bir ara… Bayramdan sonra burada buluşalım. Kalın sağlıcakla…


© Medya Siyaset