menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

28 yıllık kehanet(!) 2 – Hakan Paksoy Yazdı

20 0
12.03.2026

Millî Düşünce Merkezi 28 Şubat 2020’de, Ankara’da, “Bölgemizde yaklaşan savaşın ayak sesleri”  başlığıyla bir açık oturum/panel yaptı. Gençlik Parkı’nda Necip Fazıl salonunda yapılan toplantıda konuşmanın[1]* bir kısmıdır.

 “Türkiye’nin Kürt Meselesi” kitabından alıntıları konu eden bölümdür.

 Giriş: Türkiye 21. Yüzyılın başından beri, büyük yazar Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel”  dediği gibi, her günü bir asra bedel olarak yaşıyor. Daha da uzun hâle gelen bu günleri konuşacağımız açık oturumun adını da içinde bulunduğumuz şartlara dikkat çekebilmek için “Yaklaşan savaşın ayak sesleri” olarak koymuştuk. Fakat artık savaş davulları çalmaya başladı.

ABD ve müttefiklerinin Genişletilmiş Orta Doğu Projesi adı verdikleri, Afrika’nın kuzeyinde başlayan Orta Doğu’dan Kafkasya’ya uzanan coğrafyadaki ülkelerin egemenlik yapısı ve haritaları değiştirmeyi hedefleyen emelleri var. Bu çok tekrar edildi. Bilinen bir husus. Zaman zaman geçmişe tekrar bakmak çok önem arz ediyor. Çünkü zaman ve olaylar o kadar hızlı değişiyor ki, akılda hep son yaşanan kalıyor. Ve cümleler, hep, son yaşanan üzerinden yeniden kuruluyor. Stratejik değerlendirmeler yapılıyor.

Ama insan hayatında dün, bugün ve yarın var. Belki tek başına bir kişinin hayatında dün çok önemli olmayabilir ancak devlet ve millet hayatında dün çok büyük önem taşıyor. Dün, bugünü şekillendiriyor ve bugün de yarını planlıyor. Uluslararası ilişkiler de bu düzen üzere kurgulanıyor.

Dünyanın stratejik ağırlık merkezi bu coğrafya ve bu coğrafyanın merkezi ise Türkiye.

Türk Milletini tehdit eden bir rapor-kitap

Size bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Aslında bir kitap değil, bir rapor. Ama yazıldıktan 13 yıl sonra Türkiye’de basılmış. Aslında Carnegie Ölümcül Çatışmaları Önleme Komisyonu’nun hazırlattığı bir rapor. Türkiye’nin Kürt Meselesi. Hazırlayanlar Graham Fuller ve Henri Barkey. Önsözü ise Morton Abramowitz tarafından yazılmış.

Yazarlar Önsöz’lerinde;

“Toprak bütünlüğünün korunmasına çok önem veriyoruz; dünyada pek çok ülkenin yıkıcı etnik isyanlar ve ayrılıkçı eğilimlerle boğuştuğu bir çağda eğer mümkünse birleşik bir Türk devleti içerisinde çözüme kavuşulmasından yanayız. Çatışma nedeniyle Türk ve Kürt taraflarındaki can kayıplarından da endişe duyuyoruz.”

“Türkiye’de iktidarda olduğu dönemde İslamcı refah Partisi’nin eline milliyetçi Türklerin hassasiyetlerini rahatsız etmeden Kürtlerin farklı bir etnik grup olarak kabul edilmelerini sağlayacak ‘İslamcı bir formül’ geliştirme fırsatı geçmişti. Ne var ki, bu parti yaklaşık bir yıllık iktidarında böyle bir alternatif geliştirmeyi başaramayacaktı.”

Anahtar kavram Birleşik Türk Devleti. Kimler birleşecek? Zaten Türkiye Cumhuriyeti Türk devleti, Türklerin devleti. Birleşik olduğu zaman bu devlet Türk devleti olabilir mi? Olsa olsa ortaklık devleti olacaktır.

Kitabın “Kürt sorununda çözüme doğru” başlıklı son bölümünde, Türk devletinin elini çabuk tutması gerektiğini belirterek örnek olarak Irak’ı verirler. “Irak’ın devleti eğer sonsuza dek bir arada kalacaksa, bir tür federal devlet yönünde ilerlemesi şarttır… Türkiye’nin kendi Kürt sorununu o tarihe kadar Kürt vatandaşlarını tatmin edecek biçimde çözmesi akıllıca olur; aksi takdirde, Iraklı Kürtlerin önemli ölçüde özerkliğe sahip olmaları Türkiye Kürtlerinin önüne ülke istikrarını bozucu bir model koyacaktır.”

Bu bölümden başka cümleler: “Diyarbakır, askerî sınırlarla çevrilmiş uzak bir bölgede tecrit edilmiş bir şehir olmaktan çıkıp bölge ticaretinin devasa bir merkezi olabilir. Türkiye kendi Kürtlerinin kültürel taleplerini karşılayamazsa hem kendi Kürt vatandaşlarının hem de Irak, İran ve Suriye’deki Kürt bölgelerinde yaşanan olayların baskısını sürekli hissedecektir. Sözünü ettiğimiz bu ülkelerdeki iç siyasî durumlar da baskıcı, istikrarsız ve önemli karışıklıklara maruz kalmaya mahkûmdur.”

Dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’dan bir cümle, 18 02 2004 Teke Tek programı: “‘Diyarbakır… İstiyorum ki şu anda Amerika’nın da ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ var ya ‘Genişletilmiş Ortadoğu’, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.’’

Kitaptan en çarpıcı cümlelerden birisi de: “Özellikle ABD’nin Türkiye’yi etkileyebileceği başka kanalları da vardır. ABD Savunma Bakanlığı, Türk Ordusunun pek çok kademesi ile doğrudan temas hâlindedir. Bu temaslar… diğer ikili temaslar gibi siyasî iradenin bilgisi dışında gerçekleştiğinden, Savunma Bakanlığı [ABD] Türk ordu mensuplarını etkileyebilecek bir konumdadır. Ki bu ordu mensupları PKK’yla mücadelenin yürütülmesinde ciddi oranda özerkliğe ve sivil yönetimi etkileyebilme gücüne sahiptirler”

Ne kadar da 15 Temmuz ihanetini hatırlatıyor değil mi? Kitaptaki yeri de manidar, üç sayfalık Sonsözler bölümünden bir sayfa önce. Ya da “Kürt sorununda çözüme doğru” isimli son bölümün son sayfasında…

Artık Sonsöz’den seçilenler:

Türk toplumu çok uluslu bir yapıdadır. [Türkiye’de Türk, Kürt, Çerkez, Laz… yaşıyor… tek millet…H.P]

Kuruluşundan bu yana vatandaşına güvenmeyen devlet,

Etnik unsurlara kendi meselelerinde daha fazla rol verilmesi,

Önlerindeki engel ile ayrımcılığın kaldırılması,

Türk sisteminin dönüştüğü vesayet demokrasisi,

Din veya sermayenin devletin tekelinden çıkarılıp özel sektöre devredilmesiyle ilgili ciddi bir değişim karşıtlığı,

Yurttaşlarına tepeden bakmayan liderlik ve demokrasi,

Bütün bu ifadeler bize hiç de yabancı değil. Yıllardan beri yöneticilerden duya duya ezberlediğimiz ifadeler.

Şimdi bu proje doğrultusunda;

Habur’daki çadır mahkemesi rezaleti,

Dolmabahçe mutabakatı,

2015 Nevruzunda bölücübaşının mektubunun okutulması,

29 Ekim 2014’te polis eskortu ile Mürşitpınarı / Ayn el- Arap / Kobani’ye geçirilen peşmerge kılıklı PKK’lı teröristler,

ABD’nin PKK-PYD’yle beraber gerçekleştirdiği Rakka operasyonu ile Fırat’ın doğusunun tamamı ile Münbiç’i kontrolleri altına almaları,

daha bir anlaşılır hâle geliyor.

Konuşma, “Böyle bir siyasî hedefi olan ve hiç değişmeden devam eden bir kadro ne savaşı yönetebilir ne de Türkiye’yi. Sonu hüsranla bitecek bir macera olur.” diye bitmişti.

[1]* 1 Mart 2020’de https://www.veryansintv.com/’da yayınlanmıştır.


© Medya Siyaset