menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Faizin sessiz iktidarı

2 0
03.09.2026

Japonya’nın 10 yıllık devlet tahvili faizi geçen hafta yüzde 3’ü aştı. Bu, 1996’dan bu yana görülmemiş bir seviye ve bir yıl önce yüzde 1,5 dolayında seyreden bir oranın neredeyse iki katına çıkması anlamına geliyor.

30 yıllık tahvil faizi ise yüzde 4’ün üzerinde. Japonya, on yıllardır sıfıra yakın, hatta negatif faizlerle anılan bir ülkeydi; bu tablo, küresel finans tarihinde bir dönemin kapandığının işareti. 

Japon ekonomisiyle ilgili bir yazı yazmanın ilginç tarafı, muhtemelen bu göstergelerin Türk okur için neredeyse hayali bir dünyaya ait gibi görünmesi. Rakamlar soyut dursa da arkasındaki mekanizma gayet somut. Japon hükümetinin borç servis giderlerinin önümüzdeki mali yılda 36,6 trilyon yene, yaklaşık 230 milyar dolara ulaşması bekleniyor; bu, tarihi bir rekor. Ülkenin borç/GSYH oranı zaten yüzde 200’ü aşmış durumda, yani devletin ürettiği her yeni gelirin önemli bir kısmı, yeni okul ya da hastane yerine, geçmişte biriktirdiği borcun faizine gidiyor. Japonya Merkez Bankası’nın 17-18 Eylül toplantısında faiz artırma olasılığı piyasalarda yüzde 80-90 arasında fiyatlanıyor; bu gerçekleşirse, dokuz ayda toplam 0,75 puanlık bir sıkılaşma tamamlanmış olacak.

Bu, yalnızca Japonya’ya özgü bir hikâye değil. Otuz yıllık ABD hazine tahvilleri 2006’dan bu yana en kötü performans dönemini yaşıyor; küresel tahvil getirileri 2008 krizinden bu yana en yüksek seviyesinde. ABD Hazine Bakanlığı, yükselen faizleri frenlemek için kısa vadeli tahvil geri alımlarını iki katına çıkardı; bu, piyasanın kendi seyrine bırakılmadığının, devletin doğrudan müdahale etmek zorunda kaldığının bir göstergesi. Sürecin bir kısmı Orta Doğu’daki çatışmanın enerji fiyatları üzerindeki baskısından, bir kısmı hükümetlerin genişleyen harcamalarından........

© Medya Günlüğü