Hayatı değiştiren fark
Hayatta herkesin karşılaştığı zorluklar, hayal kırıklıkları ve belirsizlikler vardır. Ancak bugün biliyoruz ki bu zorluklar herkes için aynı ağırlıkta değildir.
Dünyanın bir yanında insanlar günlük hayatın telaşıyla uğraşırken, başka bir yanında insanlar zulme uğruyor, evlerini, sevdiklerini, hatta umutlarını kaybediyor. Açlıkla, savaşla, adaletsizlikle ve baskıyla sınanan milyonlarca insan var. Bu acılar ne küçümsenebilir ne de “sadece bakış açısı” ile geçiştirilebilir.
Ancak insanın iç dünyasında yaşadığı etki, çoğu zaman yalnızca olayın kendisinden değil, o olayla kurduğu anlam ilişkisinden de beslenir. İşte tam bu noktada bakış açısı devreye girer. Hayatta her şeyi kontrol edemeyiz; başımıza gelen zulmü, kaybı, hastalığı ya da adaletsizliği seçmeyiz. Ama bu yaşananların bizi tamamen tüketmesine mi izin vereceğimize, yoksa insanlığımızı koruyarak ayakta kalmaya mı çalışacağımıza dair bir alanımız vardır. Bu alan, insanın en kırılgan ama aynı zamanda en güçlü yanıdır.
Doğadaki canlılar yaşamlarını içgüdüleri ve çevresel koşullara bağlı olarak sürdürür. Bir ağacın kökleri kuraklıkta su arar, bir ceylan tehlike sezdiğinde kaçar. Onlar yaşama biyolojik bir programla yanıt verir; seçim değil, tepki üretirler. Bir arı bal yapmayı sorgulamaz, bir tavuk yumurtlamayı reddetmez. Aslan, köpek, kedi ya da yunus “Neden ben?” diye sormaz. Sivrisinek bile “Bugün sokmayacağım” diye karar vermez. Doğa, kendi düzeni içinde yargısızca var olmaya devam eder.
İnsan ise farklıdır. İnsan düşünür, sorgular, anlam yükler. Acıyı sadece yaşamakla kalmaz; onu zihninde taşır. Geçmişte yaşanan travmalara takılır, gelecekte olacaklardan korkar. Ne yazık ki insan, başka insanlara zulmetme gücüne de........
