“Biz ıslah Edicileriz” Diyenlerin Ardındaki Hakikat: Siyonizimin, Emperyalizmin, İşgali ve Coğrafyamızın Bitmeyen İmtihanı
“Onlara yeryüzünde ifsat yapmayın dendiğinde, ‘Hayır, biz ıslah edicileriz’ derler.”(Bakara-11) Bu ayet, yalnızca belirli bir zamanın ya da belli bir topluluğun fotoğrafını çekmez; tarihin her döneminde, güç ve çıkar peşinde koşan zihniyetlerin kendilerini nasıl masumlaştırdıklarını da açıkça ortaya koyar. Bugün dünyaya baktığımızda, özellikle Siyonizmin ve en buyuk ortagi Amerika Birleşik Devletleri ila aynı çizgide hareket eden emperyalist ülkelerin söylem ve eylemleri, bu ayetin ne kadar canlı ve güncel olduğunu bütün gercekligiyle bize göstermektedir.
Siyonizmin ve Emperyalizmin dili her zaman süslüdür. “Demokrasi getiriyoruz”, “insan haklarını koruyoruz”, “özgürlük inşa ediyoruz”, “istikrar sağlıyoruz” gibi kavramlar, işgalin, sömürünün ve talanın üzerini örten parlak ambalajlar hâline getirilmiştir. Oysa geride kalan tabloya baktığımızda görülen şey; parçalanmış devletler, iç savaşa sürüklenmiş toplumlar, milyonlarca insanın yurdundan edilmesi, yerle bir edilmiş şehirler ve nesiller boyu sürecek travmalardır. Bu mu ıslah? Bu mu düzen kurmak?
18 ocak 2026 yilinda yani bir kac gun once Eski Fransa Başbakanı Manuel Valls’ın işgal altındaki Kudüs’te sarf ettiği “İsrail düşerse, biz de düşeriz” sözleri, Batı’nın yıllardır gizlemeye çalıştığı iki yüzlülüğün en çıplak itirafıdır. İnsan hakları, demokrasi ve hukuk söylemlerini dillerinden düşürmeyenlerin, konu İsrail olunca işgali, ve zulüm düzenini meşrulaştırması; kendi geleceklerini işgalci bir devletin bekasına bağlaması, evrensel değerler iddiasının samimiyetsizliğini ortaya koyuyor.
Siyonizmin Amerika si ve diğer emperyalist güçler, özellikle son yüzyılda Ortadoğu’dan Afrika’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada aynı senaryoyu defalarca sahneye koymuştur. Önce bir ülke “tehdit” ilan edilir. Ardından o ülkenin yönetimi “diktatör”, “özgürlük düşmanı” ya da “küresel barışa tehdit” olarak yaftalanır. Sonra uluslararası kamuoyu, medya aracılığıyla bu müdahaleye hazırlanır. Nihayetinde bombalar yağar, askerler girer, kaynaklar kontrol altına alınır. İş bitince geriye sadece yıkım kalır. Ama bütün bu süreç boyunca, emperyalist merkezlerin ağzından tek bir cümle düşmez: “Biz oradayız çünkü iyilik yapıyoruz.”
Irak bunun en acı örneklerinden biridir. “Kitle imha silahları” yalanıyla başlatılan işgal, bir ülkenin altını üstüne getirmiş, yüz binlerce insanın ölümüne, milyonlarcasının mülteci olmasına yol açmıştır. Yıllar geçti, o silahlar bulunamadı. Peki hesabı soruldu mu? Hayır. Çünkü Siyonist ve emperyalist sistemde güçlü olanın yanlışları “stratejik hata”, zayıf olanın savunması ise “terör” olarak adlandırılır. İşte adaletin ve hukukun küresel ölçekte nasıl çifte standartla........
