Gayri Müslimlerce paylaşılamayan Müslümanlar
Lindsay Graham adlı ahlaksız senatör Gazze’nin de İsrail tarafından vaktiyle Japonya’nın tabi tutulduğu gibi nükleer bir saldırıya uğraması gerektiğini savunmuştur. İsrail yanlısı bu senatör de ne din ne de vicdan tanıyor! Şimdi de kalkmış Şiilere karşı Sünnilerin safında görünüyor! Hatta kışkırtıyor! Belli ki İsrail namına Şii-Sünni savaşı istiyor. İran da buna dünden teşne! Lindsay Graham Şii İran’ın Suudi Arabistan merkezli Sünni İslam’ı yıkmak istediğini ileri sürüyor. Halbuki çok değil bundan iki hafta önce bütün öfkesini İsrail’le ilişkilerini normalleştirmeye yanaşmayan Suudi Arabistan’a boca ediyordu. Şimdi gedik buldu orayı genişletmeye ve kaşımaya çalışıyor. Bugün Sünni İslam için kaygılanıyor ve endişelerini dile getiriyor! Tam bir fırıldak!
Buna mukabil Rusya’da İslam’ın faylarıyla ve mezhep hatlarıyla uğraşıyor. O da meselenin farklı bir tarafından tutuyor. Graham gibi kendisine göre İslami sahayı düzenlemeye çalışıyor. Bir dönem Grozni’de Sünniliği tanım için bir konferans tertibine önayak olan Rusya veya ona bağlı Çeçenistan şimdi de Vehhabiliğe veya Selefiliğe / eseriliğe karşı Sufi-Şii çizgisine el atıyor ve onları savunuyor. Hatta daha öteye giderek siyasi ve sosyal mühendislikle birlikte Türkiye ile İran’ı, Şii-Sufi potasında erimeye davet ediyor. Bu eksen üzerine kenetlenmeye çağırıyor. Burada iki fuzuli şagil bulunuyor! Lindsay Graham’ın karşı ağırlığında Rus gurusu Alexander Dugin bulunuyor.
İslam’ın muhtevasını Müslümanlar değil onlar tayin ediyor. Alexander Dugin Osmanlı kimliğinin Sufi-Şii geleneği dayandığını ve bu iki ekol üzerine kurulduğunu ileri sürüyor. Köprü şahsiyetler olarak Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Fuzuli, Şeyh Galip’i gösteriyor. İki ülkenin de bu kültür ile beslendiğini ve yoğrulduğunu söylüyor. Osmanlı’daki bu dokunun ve kültür atmosferinin ilk devir Safevi anlayışıyla uyumlu olduğunu iddia ediyor. Safiyyüddin Erdebili ve Şeyh Cüneyd dönemine kastediyor olmalı. Bunun ortak Turk-İran imparatorluğunu çağrıştırdığını ve dört dönem halifeler anlayışının bu köklere mesafeli olduğunu savunuyor.
Bu iletiye yorum yapanların kahiri ekserisi bu tanımın dakik olmadığını hatta yanlış olduğunu ifade ediyor. İlk Türk Müslüman hakan ve Hint fatihi olan Gazneli Mahmut selefi bir çizgiye mensuptu. Selefilikten öte teşbih ve tecsim anlayışını barındıran ve çağrıştıran Kerramiye anlayışına sahiptir. En azından o meşreple bir ortaklığı vardı. Bu anlamda akait düzeyinde Selefi veya Vehhabilerle büyük ölçüde anlayış birliğine sahiptir. Gazneli Mahmut Hindistan fatihi olarak anılmaktadır. Kadızade veya Birgivi’lerin dışında Osmanlı tarihinde selefi veya Vehhabi olarak gösterilebilecek bir hareket tipi yoktur. Yeniçeriler ise Bektaşiliğe temsil ediyordu. Lakin bu mezhep değil meşrep düzeyinde idi. Bektaşilik bir meşreptir Şiilik gibi bir mezhep değildir.
Sultan İkinci Mahmut’tan sonra ise durum Bektaşilik aleyhine değişmiştir. Osmanlı genel olarak sufi meşrep kabul edilebilirse de bu yekpare bir anlayış değildir. Osmanlıların Şiilikle ve Selefilikle doğrudan veya dolaylı bir bağlantıları yoktur. Hukukta Hanefi akaitte ise Maturidi anlayışına sahiptir. Al-i Beyte düşkündürler Emevilerin siyasi çizgisini benimsemezler onlarla birebir örtük bir anlayışa sahip değildirler. Bu hassas terazi onları Şii yapmaz. Türklerin dini algısı eşsiz bir bakış açısıdır, deneyimdir.
Aklı ve irfanı kıt Dugin şunları söylüyor: Selefilik İsrail emperyalizmi ile Amerika Birleşik Devletlerinin istihbarat ağlarının bir aracıdır. Milyonlarca Sünniyi Şiilik, Sufilik ve Hıristiyanlık gergefinde yanlış hedeflere yönlendirmektedir. Kısaca Dugin İslam’ı Hıristiyanlığın bir şubesi yapmaya çalışıyor. Zehi gaflet! Aynen Amerikan Sünni vizyonunda olduğu gibi. Canları cehenneme.
Elinizi İslam’ın harem-i ismetinden çekin; yoksa yakında o eller kırılacaktır.
