Özbekistan Gezi Notları-4 Hive
Damağımızda şaşlıklarının lezzeti, dimağımızda tarihî mekânlarının izleri ile Hokand’ı arakamızda bırakırken güneş tepeye yükselmiş, güneşin ısıttığı vadide sıcaklık iyice hissedilmeye başlamıştı. Yol kenarlarında “patır” ekmeklerini, yaş ve kurutulmuş meyve ve sebzelerin satıldığı tezgahlarıseyrederek yol alırken bir müddet sonra Fergana vadisini bereketlendiren iki nehirden biri olan Siriderya (Seyhun) nehri üzerindeki köprüden geçtik. Taksici bir ara bizi arabadan indirip “metan” yazan lpg istasyonu benzeri bir yerde gaz dolumu yaptı. Şehir merkezinden ayrılışımızdan bir, bir buçuk saat sonra da ekili tarım arazilerini, bağ ve bahçelerin süslediği Fergana vadisini arkamızda bıraktık. Dağa doğru çıkarken vadideki ova sıcağının yerini serin dağ havası almaya başladı. Artık yol kenarlarını vadinin düzlüklerindeki tarım arazileri yerine dağ yamaçlarındaki yeşillikler, yaylalar süslemeye başladı. Kullandığımız güzergâhtaki “kamçık” geçidinin hem tarihte ipek yolu için hem de bugün Taşkent-Osh uluslararası karayolu için önemli bir geçit olduğunu sırası gelmişken belirtelim.
Tırmanış bitip inişe doğru geçince önündeki park yerinden anayola kadar taşmış park etmiş araçların bulunduğu bir dinlenme alanında durduk. Kalabalık ve araç fazlalığından gayri tabii bir durum olduğu anlaşılıyordu. Merakımızı park alanında tanıştığımız bir Ahıska Türkü giderdi. Yolun “kamçık” geçidi denilen kısmında ölümlü bir trafik kazası olduğunu, yolun çift yönlü trafiğe kapatıldığını söylemesi ile park alanındaki araç fazlalığının hikmeti de anlaşılmış oldu.
Yaklaşık iki saat dinlenme alanında yolun açılmasını bekledik. Tabelasından adının “İslom Nuri Jome Masjıdı” olduğunu öğrendiğimiz dinlenme alanındaki caminin Özbekçe ifadesi ile “tahorathanesi” (abdest alma yeri) gayet temiz ve bakımlı idi. Ancak bu gezi boyunca en çok ıstırap duyduğumuz konu olan tuvaletlerde taharet musluğu bulunmaması burada da sıra bekleyip çıkandan ibrik (yerel adıyla oftoba) almak zorunda kalındığı için bizi ziyadesiyle rahatsız etti. Otellerde, camilerde, umuma açık mekânlardaki tuvaletlerde gördüğümüz/görebildiğimiz kadarıyla taharet musluğu yok. Onun yerine ibrik kullanılıyor. Bunun dini/kültürel bir saikle yapıldığını duyunca daha da şaşırdım. Avrupa gezisinde en mustarip olduğumuz konu burada da başka bir şekilde karşımıza çıktı. Ülkemizdeki uygulamanın kıymetini bir kere daha takdir ettik.
Yolun açıldığı haberi gelince bu defa yolun açılmasını bekleyen araçların yola çıkması ile oluşan trafik İstanbul’un trafiğini aratmadı. Tren hareket saatinden 5-6 saat önce Taşkent’te olmayı planlarken yaşanan bu durum nedeniyle trenin kalkış saatinden ancak yarım saat önce Taşkent tren istasyonuna ulaşabildik. Yaklaşık yarım saat gecikmeli gelen treni istasyonun dış kısmında bekledik. Ülke değişse de trenin geç gelme klasiği değişmiyor. İstasyondan hareket etmemiz 23:30’u buldu. Bilet kontrolleri yapılıp trene binince 60 kişilik yataklı vagonlardan oluşan trenin kompartımanlarla bölünmediğini gördük. Bu durum bizi yaklaşık 12 saat sürecek tren yolculuğunun zor geçeceği endişesine sevk etti ise de tren hareket edip bir süre yol alınca endişemizin yersiz olduğunu anladık. Zira altmış kişinin bulunduğu vagonda hiç ses ve rahatsız edici bir durum yoktu. Tren klimalı, bakımlı ve temizdi. Vakumlanmış naylon poşetlerde her yolcuya sakız gibi tertemiz pike, çarşaf ve yastık kılıfı verildi. Bir süre sonra yolcular özellikle bayanlar, bulunduğu yatağın etrafını çarşaflarla kapatarak kendilerine özel bir alan oluşturdu. Dışarıda Taşkent’in son ışıkları da gözlerini yumarken bizi de uyku bastı.
Gün ağarırken üstteki yataktan alnımı cama dayadım ve dışarıya baktım. Alabildiğine kızıl kum çölü ve stepler uzayıp gidiyordu. Çöl kumlarına tutunmayı başarmış çalımsı/dikenimsi bitkiler seyrekte olsa görünüyordu. Sabah güneşinin kızıllığı ile birleşen kumun kızıllığı büyüleyici bir görüntü oluşturmuştu. Bu manzara trenin Amuderya’ya (Ceyhun Nehri) ulaştığı yere kadar devam etti. Sonrasında Amuderya’nın beslediği bakımlı, bağ bahçeler ve tarım arazileri başladı ve Urgenç’e, oradan Hive’ye kadar bu şekilde sürdü. Trende yolcular uyanınca karşımızdaki yatakta İtalya’dan gelmiş, tek başına gezen genç bir seyyah ile tanıştık. Türkiye’nin de bazı şehirlerini gezmiş. Şehirler ve kültürümüze dair hafızasında kalanları paylaştı. Ülkemizde de gençler arasında bu genç gibi seyahat tercihleri olanların yaygın olduğunu bildiğimden, dünyanın küçüldüğü inancım pekişti. Her ne kadar dünya, ülke sınırları ile bölünmüşse de ulaşımın kolaylığının sağladığı imkânlarla sınırların aşıldığınıve artık “dünyalı”........
