menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tak, tak, tak, tak!

41 0
latest

Eskişehirli Doruk Maden işçileri günlerdir Ankara’daki

 Kurtuluş Parkı’nda baretlerini yere vurarak hak arıyor:

Beş aydır alamadıkları maaşlarını ve özlük haklarını almak, sendikaya üye oldukları için işten atılan arkadaşlarının işe iadelerini sağlamak...

Sonra Enerji Bakanlığı’nın önüne gitmek isterken polis dayağı ve biber gazı yediler.

Yetmedi; gözaltına alındılar.

Serbest kalınca bu kez belden yukarısını soyunarak açlık grevine başladılar...

Yine etrafları sarıldı, yine biber gazı sıkıldı, yine dövüldüler.

“Ölmek var, dönmek yok” diyorlar.

Kararlılar, baretlerini sanki kömür çıkarır gibi yere vuruyorlar:

Peki; işveren tarafı ne diyor?

İnsan içine çıkacak halleri yok... Bu yüzden yazılı açıklama yaptılar. İtirafname gibi yazılı açıklama!

İşçilere borçlarını da kabul ediyorlar, bazı işçileri “ücretsiz izin” kılıfıyla işten attıklarını da...

Gerekçe olarak da devlete fahiş fiyattan elektrik satamaz hale gelmelerini gösteriyorlar.

Bunu böyle söylemiyorlar elbette:

“Devlet tarafından sübvanse edilen sistemin daha fazla sürdürülememesi...”

Falan, filan, feşmekan!

Peki; ne istiyor işveren?

Devletin eskiden olduğu gibi kendilerinden yüksek fiyattan elektrik almaya devam etmesini...

“Devlet bize versin, biz de birazını işçilere verelim” diyorlar...

Peki; devlet nereden verecek o yüksek miktarlı paraları?

Elbette bizim ödediğimiz elektrik faturalarından...

Kim ne derse desin balık baştan kokuyor...

Siz devlet olarak hangi akla hizmetle elektrik, su, yol, baraj, santral, dağıtım hatları gibi altyapı hizmetlerini özelleştirirsiniz?

Üç kuruş özelleştirme bedeli alacaksınız diye ülkenin geleceğini nasıl tehlikeye atarsınız?

İşçilerin sömürülmesine, işten atılmasına nasıl göz yumarsınız?

Hadi; bunların hepsini yapıp bir halt ettiniz...

Hak aramak zorunda kalan işçiyi, hangi hakla, hangi yasa maddesinin gereği olarak dövdürür, gözüne gaz sıktırır, gözaltına aldırır, hastanelik edersiniz?

Hangi demokraside var bu?

Hangi vicdana, hangi insafa sığar?

İşçiler, polis ablukasında tutuldukları Kurtuluş Parkı’nda, yarı çıplak halde sessizce yatıyor ve baretlerini yere vuruyor:

Kendilerine desteğe gelen bir öğrenci bağırıyor:

“Holdinglere el pençe, madenciye işkence!”

Göreve atanalı iki aydan biraz fazla olan yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi makam odasına II. Abdülhamid’in tablosunu astırmış...

Cumhuriyet Bakanı’nın makam odasının duvarında, Cumhuriyet’in yıktığı Osmanlı Padişahı’nın resmi!

Biz bunu nereden öğrendik?

Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran’ın kendisini ziyaret ettiği sırada çekilen fotoğraftan...

Arkadaki duvarda, bir yanda Recep Tayyip Erdoğan, diğer tarafta II. Abdülhamid duruyor!

Ona dokunamamış... En azından şimdilik...

Bir kenarda o da görünüyor!

Aslında bu, Mustafa Çiftçi için yeni bir durum değilmiş...

Valilik döneminde de II. Abdülhamit’in tahta çıkışını kutluyor, vatan haini ve Mustafa Kemal düşmanı İskilipli Atıf’ın anıldığı törenlere katılıyormuş.

Hiç üzülmeyin, dert etmeyin, moralinizi bozmayın!

Geldikleri gibi giderler...

Taşnak Partisi’nin, Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki seçim gösterisinde Türk bayrağı yakılmış...

Ermenistan Cumhurbaşkanı Paşinyan da bu tür eylemleri “sorumsuz ve kabul edilemez sefilce provokasyonlar” olarak nitelemiş, şiddetli kınamış...

Irkçı ifadeler kullanarak tuzağa düşmek istemiyorum.

Ama su azgın bayrak düşmanları bilmeli ki biz, İzmir’in düşman işgalinden kurtarılmasının hemen ardından, Karşıyaka’da kaldığı evin önüne serilen Yunan bayrağını çiğnemeyip yerden kaldırtan...

“Bayrak milletin onurudur. Ne olursa olsun yere serilemez ve çiğnenemez” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarıyız...

Ne başkalarının bayrağını yakarız; ne de bayrağımızın yakılmasına hoşgörüyle bakarız.

Aklı başında bir devlet adamına benzeyen Paşinyan umarım bu “sefil”lerden hesap sorar...

Yoksa o hesap elbet bir gün sorulur!

Bilimsel araştırmaları desteklemek amacıyla kurulan TÜBİTAK, tarihsel süreçte yağmur duasının faydalarını araştırmayı öngören bir projeye 3 milyon lira destek vermiş... Sorum TÜBİTAK Başkanı’na:

Önünüze, “Bilimsellikten uzaklaşan bilim kuruluşlarının davul tozu ve minare gölgesi tedavisiyle iyileştirilmesi” konulu bir proje gelirse, ona kaç lira destek verirsiniz?

Yazarın diğer yazıları


© Korkusuz