Hürmüz’den Lübnan’a uzanan kriz: İran savaşı bölgesel bir çatışmaya mı dönüşüyor?
Geçen hafta İran’daki gelişmeleri uzun uzun özetlerken, zihnimin bir köşesinde duran ama yazıya dökmekte tereddüt ettiğim bir ihtimal vardı: Savaşın Cenevre’deki görüşmelerin hemen ardından, özellikle 26’sından sonraki hafta patlak verme olasılığı. Bütün senaryoları masaya yatırırken insan gerçekleşmesi mümkün ihtimalleri yazmaya da çekiniyor. Yazıyı şöyle bitirmiştim: “Nükleer program, malum, bu tablonun sadece görünen yüzü; altında İsrail-ABD-İran-Körfez dengeleri ve küresel güvenlik düzeninin sınırları var. Bu nedenle Cenevre’de 26 Şubat sürecin uzlaşmaya mı yoksa yeni bir kırılmaya mı gideceğini gösterebilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.”
Kritik eşik elbette kırılmaya daha net anlatımıyla savaşa evrildi. 28 Şubat 2026’da ABD’nin "Operation Epic Fury" ve İsrail’in "Operation Roaring Lion" adını verdiği koordineli saldırılar, İran’ın nükleer tesislerini, balistik füze altyapısını ve Devrim Muhafızları Ordusu komuta merkezlerini hedef aldı. Ancak bu saldırıyı 12 Gün Savaşı’ndan ayıran en kritik unsur, doğrudan rejimin ana aktörünü hedef almasıydı. Tahran’daki liderlik toplantısının vurulması ve Ali Hamaney’in ölümü, kırk yıldır protestolarla devrilemeyen bir rejimin temelde hedef alındığını gösterdi. Hamaney’in ölümünden sonra üçlü geçici konsey oluşturuldu; aralarında Pezeşkiyan, Mohseni Ejei ve Arafi bulunuyor. Masoud Pezeşkiyan yürütme organını temsil eden reformist eğilimli Cumhurbaşkanı, Mohseni Ejei sert muhafazakâr çizgide yargı erkini temsil ederkeni Alireza Arafi ise Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi, ayrıca Uzmanlar Meclisi başkan yardımcısı olarak dini otoriteyi temsil eden muhafazakâr bir din adamıdır.İran Kızılayı’nın açıklamasına göre Tahran’daki can kaybı 800’e yaklaştı. 180’e yakın kız çocuğunun öldüğü okul saldırısı da bunların içinde yer alıyor.İran’ın ilk saldırıların ardından verdiği karşılık, gecikmeden bölgedeki tüm ABD üslerini hedef alan bir dalga halinde yayıldı.Misilleme stratejisi olarak "True Promise 4" savaşın coğrafi sınırlarını dakikalar içinde genişletti. Washington’un kısa süreli zaferi, Dubai’deki Al Minhad Hava Üssü ve Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’nin drone saldırılarıyla vurulmasıyla sarsıldı. Devrim Muhafızları’nın Dubai’deki ABD toplanma noktalarını vurduğu iddiası ve onlarca asker kaybı haberi, Körfez’deki güvenli liman imajını yerle bir etti. Saldırılar sadece ABD üsleriyle sınırlı kalmadı; Katar, Bahreyn ve Kuveyt’teki diplomatik tesisler hedef alınırken, sivil yerleşim yerlerinde yaşanan patlamalar küresel uçuş trafiğini felç etti. Dubai ve Doha gibi ticaret merkezlerinde yaşanan panik, sermayenin bölgeden kaçışını tetikleyerek savaşı askeri bir krizden küresel bir ekonomik buhrana dönüştürdü. Suudi Arabistan’da Aramco’nun Ras Tanura rafinerisi (verilere bakıldığında günlük 550 bin varil kapasitesi var) İran tarafından vuruldu. Aramco, önlem olarak rafinerinin belirli ünitelerinin çalışmasını durdurduğunu duyursa da durum henüz net değil.
3 Mart Kum kenti saldırısı ve sonrası
3 Mart öğleden sonra, Kum’daki Uzmanlar Meclisi binasının vurulmasıyla savaş yeni bir eşiğe taşındı. İran Anayasası’na göre ruhani lideri seçme yetkisine sahip 88 üyeli din adamları kurulu sekreterya binasının hedef alınması, sıradan bir askeri operasyon değil elbette. Buraya yönelik saldırı, rejimin kendini yeniden üretme kapasitesini hedef alıyor. Amaç sadece mevcut liderliği........
