menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Temmuz süreci” belki de son şans, heba etmeyin!

15 0
28.04.2026

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in, geçtiğimiz hafta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’le iki kez bir araya gelmiş.

Politis gazetesi konuyla ilgili haberinde, Holguin’in biri Çarşamba diğeri ise Cumartesi günü olmak üzere, iki kez Guterres’le görüştüğünü ve bu görüşmelerin ana gündem maddesinin, Temmuz ayında Kıbrıs sorununda bir girişimin başlatılması ön hazırlıklarının olduğunu yazmış.

Gazete ayrıca, Guterres’in bu yeni girişimle ilgili yeşil ışığı geçen ay yaptığı Ankara ziyaretinde görüştüğu Recep Tayip Erdoğan’dan aldığını yazıyor.

Bunlar güzel haberler. Tek sorun, gerçek niyetlerin ne olduğunun henüz bilinmemesi.

Zira, Kıbrıs sorununun ilgili taraflarının hem kendi içinde, hem de karşılıklı olmak üzere bir sürü fikir ayrılığı bulunuyor.

Tek tek gidecek olursak, konunun en önemli taraflarından olan Türkiye, 2023 Aralık ayında TBMM’den de gerçirdiği tasarı bağlamında, iki devletli çözüm modelini savunmaya devam ediyor.

Başkan Erdoğan, en son Antalya Formunda yaptığı konuşmada, bu çözümü tam olarak ifade etmese de, orada yaptığı “iki halk, iki devlet” vurgusuyla aslında neyi kastettiğini ortaya koydu.

Burada ortaya konulan devlet, federal bir çatıda birleşen ‘oluşturucu devletler’ anlamına gelen bir devlet tanımlaması değildir, dolayısıyla tartışılacak bir şey olduğunu pek sanmıyorum. Kaldı ki, federal çözümün temel parametrelerinde vurgu yapılan şey “iki toplumluluktur”, “iki halk” ya da “iki devletlilik” değildir.

Fakat, Erdoğan’ın bu hafif “flu” tutumunu, ilgili konuşmasından önce, İstanbul’da İslam Konferansı toplantısında yaptığı konuşmayla değerlendirecek olursak, konuya biraz daha umutlu bakmamız mümkündür. Çünkü oradaki konuşmasında “Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün zamanı, gelip geçmiştir” demektedir.

Sinekten yağ çıkartmaya çalışmıyorum ama Erdoğan’ın -diğer tüm otokratik liderlerin ortak özelliği olması sebebiyle- ne kadar pragmatik davranabileceğini biliyorum. Daha doğrusu yakın müzakere tarihimiz bize bunu öğretmiş bulunmaktadır.

Bürgenstock, 11 Şubat Belgesi, Crans Montana, bunların örneğidir.

Yanı kısacası, Guterres’in, Türkiye’nin oluru olmadan yeni bir maceraya girmesi pek olası değildir. Türkiye’nin olurunun da Erdoğan’ın iki dudağı arasında olduğunu biliyorsak, o zaman belki de iki devletli çözüm ısrarının “bir el artırma, karşı tarafı federal çözüme zorlama” olduğu yönündeki hipotezleri tartışmak durumundayız.

Öte yandan Guterres’in, Güvenlik Konseyi tahtında mandası federal çözümdür. Dolayısıyla Temmuz ayında çağıracağı ve tarafların önüne koyacağı yol haritasının federal çözüm dışında bir yolu önermesi ihtimal dışıdır.

Bir diğer aktör olan Yunanistan’ın bu yeni girişime karşı çıkması olasılık dışıdır. Çünkü........

© Kıbrıs Postası