menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ortadoğu güvenliğini ithal etmekten vaz mı geçiyor?

7 0
tuesday

Ortadoğu, yaklaşık bir asırdır güvenliğini kendisi üretmeyen, dışarıdan ithal eden bir coğrafya olarak anılıyor. Bölge devletleri çoğu zaman büyük güçlerin askerî şemsiyesine, ikili garantilere veya günü kurtaran ittifaklara yaslanmak zorunda kaldı. 8 Ağustos 2026 Cumartesi akşamı Anadolu Ajansı Editör Masası’na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın anlattıkları ise farklı bir eğilimin işareti olarak okunmalıdır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı Bakan Fidan “bölgesel sahiplenme” kavramıyla açıklıyor ve gerekçesini şöyle koyuyor: “Dışarıdan gelen hegemonlar, bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da akut hale getiriyor, maliyeti çok yüksek oluyor.” Mesele üç ülkenin birbirine güvenlik garantisi vermesinden ibaret değildir. Ortada, bölgenin istikrarını dışarıdan ithal edilen düzeneklere bırakmama iradesi bulunmaktadır. Yaklaşımın arkasında yalın bir tespit var: güvenlik olmadan kalıcı ekonomik bütünleşme kurulamaz. Devletler birbirlerinin niyetinden emin değilse yatırım, ticaret ve kalkınma projeleri sürekli jeopolitik risk altında kalır. Bakanın deyimiyle ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edememektedir. Avrupa ekonomik topluluğu da Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde hayata geçmiştir. Anlaşmanın teknik olarak NATO Antlaşması’nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı kabul edilmesi bu yüzden önemlidir. Bakan Fidan’ın anlattığı mantık saldırgan bir blok kurmak değil, caydırıcılık üretmektir. İttifakın ilk mesajı da dışarıya değil içeriye verilmektedir: taraflar birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, hatta karşılıklı garanti teşkil edeceklerini taahhüt etmektedir. Bu ayrım kritiktir. Ortadoğu, ittifakların çoğu zaman belirli bir düşmana karşı kurulduğu bir bölge olmuştur. Mekke Anlaşması ise açıklanan çerçevesiyle ortak bir düşman listesi tanımlamamakta, İran’ın hedefte olmadığı özellikle vurgulanmaktadır. Bakan Fidan, imza altına alınmış bir ortak tehdit tanımı bulunmadığını, tarafların yalnız birbirlerinin güvenliğiyle ilgilenme taahhüdünde bulunduklarını söylemektedir. “Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil” cümlesi de kurulmak istenen yapının savunmacı karakterini siyaseten tayin etmektedir. Böyle bir yapının caydırıcı olabilmesi deklarasyonlarla mümkün değildir. Fidan’ın anlatımında kurumsallaşmaya geniş yer ayrılması bundandır. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşan tek bir siyasî ve askerî komite........

© Kıbrıs Gazetesi