menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel kriz kıskacında: 5. Antalya Diplomasi Forumu

3 0
previous day

17 – 18 Nisan 2026 tarihleri arasında beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu ile dünya diplomasisinin kalbi olurken, sadece bir fikir teati platformu değil, çökmekte olan uluslararası düzene karşı “akıl ve vicdan” eksenli yeni bir yol haritasının çizildiği merkez haline geldi. “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” temasıyla toplanan 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF), TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “küresel aklın ve global vicdanın ortak kürsüsü” olarak tanımladığı bir meşruiyet zeminine oturdu. Forumun ana omurgasını, küresel sistemdeki “ontolojik varoluşsal çürüme” ve “istikamet buhranı” oluştururken, bu buhrandan çıkışın anahtarı olarak “bölgesel sahiplenme” ve “eşit egemenlik” kavramları öne çıkarıldı. Erdoğan, Gazze’den Ukrayna’ya, Irak’ın toprak bütünlüğünden Balkanlar’daki hassas dengelere kadar geniş bir coğrafyada yaşanan krizlerin, aslında “seçici adaletin” bir sonucu olduğunu hatırlattı.

Küresel sistemde ahlaki ve yapısal iflas

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası nizamın neden işlevsizleştiğine, Gazze’den Ukrayna’ya, Irak’taki istikrarsızlaştırma çabalarından Balkanlar’daki hassas dengelere kadar geniş bir coğrafi alanda yaşanan krizlerin, aslında “seçici davranan adaletin” bir sonucu olduğunu vurguladı.

İki devlet gerçeği    ADF 2026’nın en önemli konularından biri de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Parlamenterler Arası Birlik (PUB) üyeleri önünde yaptığı konuşmada Kıbrıs’ta “İki devlet gerçeğinin dünyaya kanıtlandı” ifadesi olmuştur. Erdoğan, 1963’ten bu yana uygulanan haksız izolasyonların sona ermesini bir “rica” değil, uluslararası adaletin bir gereği olarak bir kez daha belirtmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, forumda yaptığı konuşmada Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’i bir “istikrar ve refah havzası” olarak görme arzusunu yinelerken, bu süreçte Türkiye ve KKTC’yi dışlamaya çalışan her türlü tek taraflı ve maksimalist tutumu reddettiklerini vurguladı. Kıbrıs meselesinde artık eski kalıpların ve çözüm getirmeyen müzakere yöntemlerinin geride kaldığı şu cümlelerle mühürlendi: “Kıbrıs Türkü’nün dirayetli tutumu, bugün Kıbrıs Adası’nda iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğini artık tüm dünyaya kanıtlamıştır. Türk dünyası entegrasyonu ve stratejik merkez rolü Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile olan eş güdümün altını çizerek, Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) Avrasya’da barış ve huzurun teminatı olduğunu belirtti. Türkiye’nin yılın son çeyreğinde 13. Türk Dünyası Zirvesi ile dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devralacak olması, bu birliğin daha da kurumsallaşacağının habercisidir. Hazar geçişli Doğu-Batı Orta Koridor girişimi gibi projelerle Türkiye, hem ekonomik hem de stratejik bir merkez olma rolünü pekiştirmektedir, dedi Hakan Fidan: “Oto Pilottan Çıkan Diplomasi” Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın forumdaki analizleri, Türkiye’nin bölgesel krizlerde neden artık sadece bir arabulucu değil, bir “nizam kurucu” aktör olduğunu rasyonalize etti. Fidan, uluslararası sistemin 2010 yılından bu yana “serbest düşüşte” olduğunu belirterek, diplomasinin artık oto pilottan çıkarılması gerektiğini vurguladı. Fidan’a göre; hegemon güçlerin çözüm yerine kaos ihraç ettiği bir çağda, “bölgesel sahiplenme” en geçerli doktrindir. Bu doktrin, bölge ülkelerinin (Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar) kendi sorunlarını dış müdahale olmaksızın, olgunlukla çözmesi esasına dayanır. Bakan Fidan’ın İsrail’in “güvenlik kılıfı altındaki yayılmacı politikalarına” yönelik “uluslararası illüzyon” tespiti, sahadaki gerçekliğin diplomatik dille deşifre edilmesi bakımından tarihi bir öneme sahipti. Dünyanın sadece bir güç bunalımı değil, aynı zamanda bir “istikamet buhranı” yaşadığını belirten Fidan, Türkiye’nin bu karmaşada bir istikrar adası ve çözüm merkezi olma rolünü vurguladı. Fidan, bölgedeki yayılmacı politikaların istikrarsızlık ihraç ettiğine dair uyarılarda bulundu. Bakan Fidan, ADF 2026’nın kapanışında düzenlediği basın toplantısında basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bakan Fidan,  özetle; -Antalya Diplomasi Forumu’nun lider panellerinden bölgesel oturumlara kadar çok geniş bir yelpazede, toplam 52 oturumla küresel krizlerin derinlemesine ele alındığı başarılı bir programı geride bıraktığını, -Asya-Pasifik’ten Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanından gelen liderlerin, karar alıcıların ve uzmanların aynı çatı altında bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunduğunu, -150 ülkeden 6 bin 400 katılımcının yanı sıra 23 devlet ve hükümet başkanı ile 50 bakanın zirveye iştirak ettiğini, -Bu rakamların dünya genelindeki benzer organizasyonlarla kıyaslandığında hem coğrafi çeşitlilik hem de üst düzey temsil düzeyi bakımından devasa bir başarı olduğunu söyleyerek, ADF’nin diplomasideki merkezi konumunu tescillediğini belirtti. Bakan Fidan’ın forum boyunca altını çizdiği bu “sahiplenme” vizyonu, sadece teorik bir çerçeve değil, aynı zamanda sahada kimin nerede durduğuna dair sert bir kıyaslamayı da beraberinde getiriyor. Kapanış konuşmasında bölgedeki askeri bloklaşmalara dikkat çeken Fidan, Türkiye’nin farkını şu sözlerle mühürledi: Biz, İsrail gibi değiliz. Onlar, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular. Biz, onların yaptığını yapmıyoruz. Bizim arayışımız; çatışmaları nasıl söndürürüz, ekonomik ilerlemeyi nasıl sağlarız ve istikrarı nasıl hayata geçiririz sorusunun cevabıdır.Fidan’ın bu çıkışı, Ankara’nın dış politikasındaki “anti-tez” duruşunu netleştiriyor. Bir yanda güvenliği sadece askeri paktlar ve ötekileştirme üzerinden okuyan bir anlayış; diğer yanda ise ticareti, kalkınmayı ve diyaloğu merkeze alan Türkiye ekseni… Ancak Fidan’ın analizindeki en çarpıcı uyarı, bölge başkentlerine yönelik o tarihsel hatırlatmaydı: “Eğer bu bölge dışarıdan yardım beklemeye, kurtarıcı beklemeye devam ederse, ilanihaye bu sorunlarla baş başa kalacaktır…

Barış ve diplomasi vizyonu Türkiye; Gazze’den Ukrayna’ya, Balkanlar’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada barışın anahtarı olma misyonunu sürdürürken, özellikle KKTC ve Mavi Vatan konusundaki kırmızı çizgilerini küresel diplomasi masasına sarsılmaz bir iradeyle koymuştur. Antalya’dan yükselen bu ses; adaletin güç ilişkilerine mahkûm edilmediği, haklının güçlü olduğu bir geleceğin inşası için verilen en somut mesajdır. Bu yıl beşincisi düzenlenen forum göstermiştir ki; barış tek kanatlı bir kuş değildir ve o kuşu uçuracak olan şey, Türkiye’nin öncülük ettiği bu kararlı ve vicdanlı diplomasi anlayışıdır. Forumda vurgulanan bir diğer önemli husus, diplomasinin sadece bir “temas” değil, bir “dayanışma zemini” olduğu gerçeğidir. Erdoğan’ın Sayın Devlet Bahçeli’den alıntıladığı “Barış tek kanatlı bir kuş değildir” vecizesi, aslında Türkiye’nin hem sahada hem masada güçlü olma zorunluluğunu simgeliyor…


© Kıbrıs Gazetesi