Guterres’in ziyaretinin ardından – II
Bir önceki yazıda, Guterres ile Hristodulidis görüşmesi öncesinde yaşanan protokol görüntülerinin Kıbrıs meselesindeki kurumsal dengesizliği yansıttığına dikkat çekmiştim. Bu tablonun arka planında, Rum tarafının 1964’ten bu yana uluslararası temsil imkânlarını tek başına kullanması ve Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı avantajlar bulunmaktadır. Hristodulidis’in tutumunun Rum iç siyasetine yönelik önemli bir boyutu vardır. Şubat 2023’te beş yıllık bir dönem için seçilen Rum lider, 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimine ilerlerken Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler nezdinde etkili olabilen güçlü bir lider görüntüsü vermek istemektedir. Rum yönetimi, dış politika, genişleme ve yaptırımlar gibi başlıklarda geçerli olan AB’deki oybirliği şartını siyasî bir koz olarak kullanabilmekte; Kıbrıs meselesindeki taleplerini başka AB dosyalarıyla ilişkilendirerek etkisini kendi siyasî ağırlığının üzerine çıkarabilmektedir. 1 Ocak–30 Haziran 2026 döneminde yürütülen AB Konseyi Dönem Başkanlığının sağladığı görünürlük de bu görüntüyü beslemiştir. Benzer bir algı Birleşmiş Milletler bakımından da ortaya çıkmaktadır. Guterres’in görev süresinin son aylarında Rum liderin davranışları karşısında sessiz kalması, Hristodulidis’in Genel Sekreterin ihtiyatlı tutumunu kendi siyasî hedefleri doğrultusunda kullanabildiği algısına hizmet edebilir. Önemli olan, Rum liderliğinin bu görüntüden siyasî yarar sağlayabilecek olmasıdır. Eldeki bütün avantajları çözümsüzlük sayesinde koruyan bir tarafın aynı düzeni gönüllü olarak değiştirmesi beklenemez. Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü talebi yeni bir ayrıcalık isteği değildir. İstenen, 1960’ta tanınan kurucu ortaklık statüsünün hukukî ve uluslararası karşılığa kavuşturulmasıdır. Bu talebin karşısına çıkarılan 541 ve 550 sayılı Kararlar, KKTC’nin hukukî varlığını ortadan kaldırmaz. VII. Bölüme dayanmayan kararların tanımama hükümleri, emredici “decides” değil, devletlere yöneltilen “calls upon” diliyle kurulmuştur. UAD’nin Namibia ölçütüne göre bağlayıcılık; kararın kelimeleri, dayanılan Şart hükümleri ve bağlamı incelenerek belirlenir. 550 sayılı Kararın, uygulanmama hâlinde alınabilecek “acil ve uygun tedbirleri” geleceğe bırakması da mevcut tanımama çağrılarının siyasî niteliğini gösterir. 186 sayılı Karardan kurucu bir tanıma doğmadığı gibi, 541 ve 550 sayılı Kararlardan da KKTC’nin nesnel devletlik unsurlarını yok eden kurucu bir tanımama sonucu doğmaz. 2017 Crans-Montana Konferansı, Rum tarafının tüm müzakere tarihi boyunca sergilediği katı ve uzlaşmaz tavırları neticesinde anlaşma sağlanamadan kapanmıştır. Genel Sekreter Guterres, 27–29 Nisan 2021’de Cenevre’de toplanan gayriresmî 5 1 toplantısının ardından, resmî müzakerelerin yeniden başlamasına........
