menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğu Akdeniz’in jeopolitik satranç tahtası

13 0
15.01.2026

Doğu Akdeniz, zengin hidrokarbon kaynakları ve karmaşık deniz sınır anlaşmazlıkları nedeniyle oldukça çekişmeli bir bölge haline gelmiştir. Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan ve Mısır gibi kıyı ülkeleri, dış güçlerin ve stratejik çıkarların da dahil olmasıyla daha da kötüleşen münhasır ekonomik bölgeleri (MEB) konusunda kapsamlı müzakereler yürütmüştür. Anlaşmazlıklar genellikle, özellikle adaların dahil edilmesiyle deniz bölgelerinin sınırlandırılması etrafında yoğunlaşmaktadır zira adaların sınır müzakerelerine dahil edilmesi meseleleri karmaşıklaştırmaktadır.

Önemli doğal gaz rezervlerinin keşfi, gerilimleri artırarak jeopolitik rekabeti körüklemiş ve bölgesel ittifakları değiştirmiştir. Bu makalem, bölgedeki tarihi ve güncel gelişmeleri, kilit aktörleri, rekabet eden iddialarını ve bu deniz anlaşmazlıklarının daha geniş jeopolitik etkilerini incelemektedir. Bu sorunların bölgesel devletler arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini ve Doğu Akdeniz’deki enerji manzarasını nasıl şekillendirdiğini araştırmaktadır.

Türkiye’nin bakış açısı

Türkiye’nin bakış açısından, Doğu Akdeniz’deki mevcut fiili deniz sınırları haksız ve yasa dışı bir şekilde Türkiye’nin haklı deniz alanını elinden almaktadır. Sonuç olarak, Türkiye bu fiili sınırlara dayalı açık deniz doğal gaz geliştirme için yapılan bölgesel anlaşmaları gayrimeşru olarak görmektedir. Bu anlaşmazlık, Avrupa Birliği tarafından görevlendirilen ve 2000’li yılların başlarında Sevilla Üniversitesi tarafından hazırlanan bir kartografik çalışma olan “Sevilla haritasına” kadar uzanmaktadır.
Harita, Yunanistan ve Kıbrıs için azami sınırlar belirlemiş ve her yerleşim yeri bulunan Yunan adasının kıyılarından, büyüklüklerine veya Türkiye kıyılarına yakınlıklarına bakılmaksızın uzanarak, Türkiye’nin çıkarlarına tecavüz etmiştir. Türkiye’nin haksız sınırlandırmaya ilişkin iddialar, Akdeniz kıyı şeridinin ABD-Meksika sınırından daha uzun olması nedeniyle bir miktar haklılık payı taşımaktadır. Türkiye ile Mısır arasındaki bölgeye ilişkin olarak Türkiye, sınırın “Türk ve Mısır kıyı şeritleri arasındaki orta çizgiyi takip etmesini” ve batıdaki son noktanın Ege Denizi ve Akdeniz’de ilgili tüm devletlerin katılımıyla yapılacak gelecekteki anlaşmaların sonucuna göre belirlenmesini önermiştir. Türkiye, konvansiyonel ve örfi hukukun deniz sınırlandırması için farklı kurallar öngörmediğini savunmakta ve Kıbrıs ile Mısır arasındaki anlaşmanın Türkiye’nin katılımını içermediğini, böylece 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 74 (1) ve 83 (1) maddelerinde belirtilen hakkaniyet ilkesini göz ardı ettiğini iddia etmektedir. Türkiye ile Mısır arasındaki bölgeye ilişkin olarak Türkiye, sınırın “Türk ve Mısır kıyı şeritleri arasındaki orta çizgiyi takip etmesini” ve batıdaki son noktanın Ege Denizi ve Akdeniz’de ilgili tüm devletlerin katılımıyla yapılacak gelecekteki anlaşmaların sonucuna göre belirlenmesini, ilgili tüm özel ve uygun koşullar dikkate alınarak önermiştir. Sonuç olarak Türkiye, kıyı şeridi ile Mısır arasındaki sınırın orta hat olarak belirlenmesi gerektiğini, batı kesiminin belirlenmesinin ise tüm ilgili taraflar arasında anlaşma yoluyla çözülmesi gerektiğini savunmaktadır.
Yunanistan’ın deniz sınırlandırmasında eşit uzaklık ilkesini uygulamasına karşılık Türkiye, eşit uzaklığın genel geçerliliğe sahip bir ilke olmadığını, bunun yerine deniz sınırlandırma yöntemlerinden biri olduğunu ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun adil bir sonuca yol açmadığını vurgulamaktadır. Türkiye, bazı özel ilkelerin altını çizmektedir: ‘Kara denize hakimdir’; ‘Kıyı devletinin deniz alanlarında ‘kesinti etkisi’ olmamalıdır’ ve ‘İlgili kıyılar ve........

© Kıbrıs Gazetesi