İstanbul’da nefes almak artık ücretli mi olacak?
Akşam yemeğine gidiyorsun…
Üzerine temiz gömleğini giymişsin, aileni almışsın, dostlarınla iki saat kafa dağıtacaksın. Mekânın önüne geliyorsun, sokak boş. Gayet doğal şekilde aracını kamuya ait alana park ediyorsun. Derken bir anda karanlıktan fırlar gibi bir vale beliriyor:
“Abi ya anahtarı bırakıp 300 TL vereceksin ya da arabayı çekeceksin.”
İstanbul’da artık yeni düzen tam olarak bu.
Sokak devletin ama hüküm vale ağalarının.
Vatandaşın vergisiyle yapılan asfaltın üzerine dubayı koyan, sonra da “Burası bizim” diyen bir zihniyet türedi bu şehirde. Üstelik bunu öyle utanarak falan da yapmıyorlar. Gayet organize, gayet rahat, gayet pişkinler.
Daha korkuncu ne biliyor musunuz?
Kimse artık buna şaşırmıyor.
Çünkü İstanbul’da kamusal alan işgali öyle sıradanlaştı ki insanlar resmen kendi şehrinde kiracı gibi yaşamaya başladı.
Bir restorana gidiyorsun, önce vale haracı.
Bir kafeye oturuyorsun, kaldırım zaten işletmenin özel mülkü olmuş.
Bir sahile gidiyorsun, denizi bile parsellemişler.
Bir park buluyorsun, önüne zincir çekilmiş.
Bu şehirde vatandaşa ait ne kaldı?
KAMUYA AİT SOKAKLAR NASIL “ÖZEL MÜLK” OLDU?
Mesele sadece 300 TL değil.
Mesele çok daha büyük.
Bir grup insanın devletin yolunu kendi tapulu arazisi gibi kullanmaya başlaması ve buradan haksız kazanç elde etmesi.
Bakın çok açık konuşalım…
Bir restoranın önündeki sokak restoranın değildir.
Bir otelin önü otelin malı değildir.
Bir kafanın çevresi işletmeye ait değildir.
Ama bugün İstanbul’un birçok semtinde fiili durum bambaşka.
Özellikle lüks restoranların, gece kulüplerinin, popüler kafelerin bulunduğu bölgelerde sokaklar adeta özel site mantığıyla yönetiliyor.
Korsan şeritler çekiliyor.
“Vale dışında park yasak” deniyor.
Hangi belediye kararıyla?
Çünkü mesele hukuk değil.
Mesele güç gösterisi.
Adam devletin kaldırımına duba koymuş.
Sonra da vatandaşa “Çekmezsen arabanın başına bir şey gelirse karışmayız” diyor.
Bu artık hizmet sektörü değil.
Bu düpedüz mahalle kabadayılığıdır.
“ARABANIN BAŞINA BİR ŞEY GELİR” CÜMLESİ NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ?
Türkiye’de bazı cümleler vardır…
Kelimeden fazlasını anlatır.
Bu ifadelerin hepsi aynı kapıya çıkar:
Kamuya ait sokağa park ediyorsunuz.
Vatandaş olarak gayet yasal hakkınızı kullanıyorsunuz.
Karşılığında size denilen şey şu:
“Arabana zarar gelirse sorumlusu biz değiliz.”
Bu cümle bile tek başına alarm sebebidir.
Çünkü burada artık mesele park değil.
Vatandaşın güvenlik hissi hedef alınıyor.
İnsanlar bu yüzden mecburen valeye anahtar veriyor.
Aracının çizilmesinden korkuyor.
Lastiğinin patlatılmasından korkuyor.
Aynasının kırılmasından........
