menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kapitalist Toplumsal Bütünlüğü Çözümlemeye ‘Kapitalist Piyasadan’ Başlamanın Önemi (I)

14 0
23.09.2026

Kapitalist Toplumsal Bütünlüğü Çözümlemeye ‘Kapitalist Piyasadan’ Başlamanın Önemi (I)

YazarPınar Bedirhanoğlu

Kapitalist piyasanın siyasi, kültürel ve iktisadi olgularla ilişkisini sınıfsal bütünlüğü içinde kavrayabileceğimiz Marksist bir çözümleme çerçevesi nasıl geliştirilebilir? Bu yazı, kapitalist piyasanın sınıfsal belirlenimini Bertell Ollman’ın önerdiği beş genel soyutlama düzeyi üzerinden tartışan bir çalışmanın ilk bölümü.

Dünyanın önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic’ten istifa eden araştırmacı Jacob Coxon’un sosyal medyadan duyurduğu istifa gerekçeleri, Katman’daki son yazımın temel savıyla örtüşüyor. Birgün Gazetesi’nde yayımlanan habere göre Coxon, yapay zekâ teknolojisinin 10 yıl içinde insanlığın sonunu getirebileceğini öngörüyor, ancak bunu açıkça görmelerine rağmen sektörü kontrol eden yapay zekâ şirketlerinin bu gidişata dur diyemediğini söylüyor. “Çünkü şirketlerden biri yavaşlarsa diğerinin öne geçeceği düşüncesi, herkesin daha hızlı hareket etmesine neden oluyor.” Bu nedenle, “bu yarışın özel şirketlerin kendi kararlarına bırakılmaması, ülkelerin birlikte hareket etmesi ve gerekirse yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde geçici yavaşlamalar uygulanması gerekiyor.” Bu ifadeler, gerçekten bir felakete mi gidiyoruz sorusunun yanıtından bağımsız olarak,[1] kapitalist piyasa rekabetinin “tekil sermayedarların dur durak tanımayan kâr arayışları eşliğinde kurulan, ama onları da aşıp ‘iktisadi piyasa dinamikleri üzerinden’ bizzat sermayedarları da disipline etmeye başlayan küresel bir dinamik” olduğunun ve “tarihsel yönünü kapitalist rekabet içindeki en yırtıcı itkilerle bulduğu ölçüde, [bu rekabetin neden] herhangi bir insani, doğal, siyasi, hukuki ya da ahlaki sınırlamayla” tanımlanamadığının çarpıcı bir açıklaması gibi.[2]

Yapay zekâ sektörünün neredeyse kendilerinden sorulduğu dev şirketlerden birinden yükselen bu sesin ne anlama geldiğini zaman gösterecek. Bu çıkışın, Batılı devletlerden piyasadaki oligopol pozisyonlarını güçlendirecek hukuki düzenlemeler talep eden yapay zekâ şirketlerinin ekmeğine yağ sürdüğünü ileri sürenler de var. Ancak Coxon haklıysa ve küresel ısınmadan emek sömürüsünün en vahşi biçimlerine ve savaşlara kadar yaşadığımız pek çok kötülüğün sorumlusu kabul edilen, bu nedenle de büyük protestoların hedefi olabilen büyük uluslararası şirketler dahi piyasa rekabeti karşısında çaresizse, bu gidişe gerçekten kim dur diyebilir? Coxon’un medet umduğu devletlerin bu konuda daha mı donanımlı oldukları sorusunun yanıtını sonraki yazılara bırakıp, bu yazıda da kapitalist piyasayı tartışmaya devam etmek istiyorum. Zira, bu gidişata nasıl dur denebileceğinin yanıtını, kapitalist piyasanın kapitalizmde oynadığı kilit rolü ve doğrudan kapitalist piyasanın kendisinin sınıfsal içeriğini anlamadan veremeyiz. Bu yazı, bu yönde eleştirel bir sorgulamanın ilk kısmı.

Önceki yazılarımda, kapitalist piyasa bağımlılığının/rekabetinin emek ve sermaye açısından tarihsel olarak nasıl kurulduğunu ele alıp, kapitalizmin tarihsel gelişimini doğrudan bu süreçlerle ilişkilendirmiştim. Kapitalizmin -dolayısıyla da kapitalist piyasa bağımlılığının/rekabetinin- sınıfsal şiddetle kurulduğunu ve sınıfsal şiddetin farklı biçimleriyle sürekli yeniden üretildiğini vurgulamış, bu nedenle genel geçer ‘piyasa’ kavrayışlarının aksine kapitalist piyasanın sermayenin şiddetini görünmez kılan bir alan olarak yeniden düşünülmesi gerektiğini ileri sürmüştüm. Bu ve bir sonraki yazımda bu tartışmayı sürdürürken, kapitalist piyasanın hangi soyutlama düzeyinde ele alınması ve diğer toplumsal olgularla nasıl ilişkilendirilmesi gerektiğine ilişkin temel bazı metodolojik sorgulamalar yapmak istiyorum.

Bu sorgulamayı yaparken, Bertell Ollman’ın 2015’te yayımladığı bir makalesinden yararlanacağım. Marksist metotla ilgilenen herkese bu makaleyi hararetle tavsiye ederim. Marksizmi “içsel ilişkiler felsefesi” olarak tanımladığı bu makalesinde Ollman (2015: 11), “başkalarının sermayeyle dışsal olarak ilişkilendirdiği olguların sermayenin içsel parçaları olarak” nasıl düşünülebileceğine ilişkin ufuk açıcı bir Marksist çözümleme çerçevesi sunuyor. Ollman, sermayedarların kapitalizmin paradokslarını gizleme, yok sayma ya da doğallaştırma çabalarına dikkat çekiyor ve bu amaçla işe koşulan en etkili sermaye stratejisinin kapitalist toplumsal bütünlüğün (capitalist social totality) farklı boyutlarının birbiriyle ilişkisiz olgular olarak tanımlanması olduğunu söylüyor. Bundan kasıt, kapitalist üretim ilişkilerinin farklı ifadeleri olarak düşünüldüğünde sermaye sömürüsüyle ilişkisi anlaşılabilecek toplumsal olguların, siyasi, iktisadi, kültürel, ideolojik gibi sınıflandırmalarla birbirinden olarak ayrıştırılıp, her birinin kendilerinden menkul gerçeklikler olarak yeniden tanımlanması. Kapitalist piyasanın, piyasada iş gören aktörlerin ‘özgür’ iradeleriyle yaptıkları seçimlerle şekillenen ‘iktisadi’ bir alan olarak tanımlanması ve siyasi, kültürel, ideolojik olgu ve alanlarla dışsal olarak ilişkilendirilmesi bu açıdan en çarpıcı sermaye stratejilerinden biri.

Kapitalist piyasanın salt........

© Katman Portal