menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İktisadi Değer Kavramının Firma Seviyesinde Metodolojik ve Ampirik Analizi (II)

16 0
07.10.2026

İktisadi Değer Kavramının Firma Seviyesinde Metodolojik ve Ampirik Analizi (II)

YazarMustafa Erdem Sakınç

İktisadi değer temalı bu ikinci yazımızda, bir öncekinde söz verdiğimiz üzere değer çevrimini bireysel işletme/firma bazında detaylandırmaya devam ediyoruz.

Bir önceki yazıda, politik iktisadın temel sorunsalı olan iktisadi değer kavramını kısaca tartıştıktan sonra değerin bireysel işletme/firma bazında çevrimine çok kısa bir giriş yaptık. Bu yazıda kavramı biraz daha somutlaştırmak için çevrimin farklı ama birbirleriyle iç içe olan süreçlerini detaylandıralım.

VC: Değer yaratımı, VE: Değer tüketimi, VR: Değer gerçekleştirimi VD: Değer yok edimi

Şema: Firma bazında değer yaratımı, tüketimi ve yok edilmesi süreci ve kullanılan kaynaklar

Yukarıdaki şema, iktisadi değeri, üretim sürecinde yaratılan (VC – value creation); belli bir fiyat karşılığında el değiştirdikten sonra gerçekleştirilen (VR – value realization); öncesinde ve akabinde işletmenin kendisi de dahil olmak üzere değer yaratımı sürecine dahil olmuş, ancak dahil olmaları hepsinin eşit katkı verdikleri anlamına gelmeyen aktörler tarafından ‘çıkarılan’/tüketilen (VE – value extraction) veya ‘çarçur’ ya da yok edilen (VD – value destruction) bir toplam olarak betimliyor. Bu hâliyle şemanın klasik Marksist üretim şemasından esinlendiği görülebilir. Ancak modern bir ekonomide ve modern işletmelerde sürece katılan aktörlerin ve kullandıkları kaynakların çeşitliliği ile aktörler arası ilişkilerin karmaşıklığı, şemayı detaylandırmayı ve ilgili analizi politik iktisat literatüründe, bazı istisnalar hariç, genelde göz ardı edilen ‘firma bazında’ yapmayı zorunlu kılıyor. Bunu yaparken amacımız tek tek parçaların toplamından daha fazla anlam içeren sistemin bütününü göz ardı etmek değil. Bütünün parçaları, bütünün, yani sosyal düzenin nasıl oluştuğu, içinde yaşayanlara nasıl davrandığı ve hangi yönlere hareket ettiği gibi temel sorulara tek başlarına cevap veremezlerse de (Baran ve Sweezy, 1966), devlet, aile ve işletme gibi kapitalizmin temel kurumlarının öznel analizleri, bütünü anlama çabasının vazgeçilmez yardımcıları olmaya devam ediyor. Bu anlamda, iki yazarın yirminci yüzyılın tekelci kapitalizm analizine dönemin büyük şirketlerinin (giant corporations) incelemesiyle başlamaları tesadüf değil. Elbette ki sistemin bütününün nasıl işlediğini tamamen göz ardı eden ana akım iktisadın düştüğü tuzağa düşmemeye dikkat etmek kaydıyla.

Çevrimi açıklarken, öncelikle değer yaratımını (VC) kolektif bir süreç olarak ele alıyoruz (Bowman ve Ambrosini, 2000; Lazonick, 1994; Lazonick ve Mazzucato, 2013). Değer yaratımı, emek girdileri ile mali kaynaklar, ara mallar, kamu destekleri gibi diğer girdiler ve işletmenin maddi ya da maddi olmayan mevcut üretken varlıkları arasındaki etkileşimlerin bir sonucudur ve işgücünün deneyimi ve öğrenmesinden kaynaklanan üretkenlik kapasitelerinin geliştirilmesini içerir. Şemada emek ve emek harici girdiler şeklinde sınıflandırıldığı üzere, işletmenin içinde ya da dışında bulunan çok sayıda aktör, yaratılan değerden doğrudan ya da dolaylı olarak pay çıkarma beklentisiyle, işletmeye parasal veya nicel olarak ölçülebilir ya da ölçülemez kaynaklar sağlar. Bu aktörler üretim sürecinin her aşamasında yaratılan değere eklemeler yapar. Yaratılan ürün ücreti karşılığında alıcılara satıldığında değer gerçekleşmesi (VR) sağlanmış olur.

Bu yaklaşımda açıklığa kavuşturulması gereken bir karmaşıklık vardır. Her ne kadar işletme düzeyinde bir bakış açısı sunsak da, değerin “toplumsal” niteliği, değerin yaratıcılarının yalnızca işletmenin kendi aktörleriyle sınırlı olmadığını ima etmektedir. Gelecekteki işgücünün akademik ve mesleki eğitimi de dahil olmak üzere, işletmeler için gerekli altyapı yatırımları için fon sağlayan vergi mükelleflerinden; bu yatırımları kişisel tasarrufları ve daha üretken olmak için gösterdikleri diğer çabalarla tamamlamaya hazır hane halklarına; ve yeni geliştirilerek ilk kez tüketilecek olanlar da dahil olmak üzere birçok risk ve belirsizlik içeren mal ve hizmetleri satın almaya istekli tüketicilere kadar, değer yaratma ve gerçekleştirme bütünsel bir süreçtir. Buna ek olarak, bir sektörde, genellikle nihai ürünlerin aslan payını sağlayan sınırlı sayıdaki büyük işletmelerin dışında, sektör içinden veya dışından sayısız başka işletme, temel araştırmalardan satış sonrası hizmetlere değin ara mal ve hizmetlerin tedariki yoluyla bu sürece katkıda bulunur. Bu katkıların bazıları, sosyal ve ekonomik verileri toplamaktan sorumlu şirketler veya devlet kurumları tarafından ya tam olarak ölçülmemektedir ya da yüksek kaliteli eğitim gibi belirli katkıların finansal olmayan niteliği nedeniyle nicel olarak ölçülebilmeleri imkânsızdır. Sonuç olarak, odak noktamız işletme olduğu için, şemayı baz alan ampirik bir analiz işletme bazındaki mevcut verilerle sınırlı kalacaktır; bu da değer yaratma sürecinin tamamında her bir aktörün nicel ya da nitel katkısını tam olarak belgelendirebilecek kapsamlı bir değer analizi yapmamıza hiçbir zaman imkân vermeyecektir. Her hâlükârda, değer yaratma sürecini tek bir işletme düzeyinde ölçmek için benimsemek zorunda olacağımız bu dar bakış açısı, kavramsal ve analitik tartışmalarda sürece daha geniş bir perspektiften bakmamızı engellememelidir.

Değer yaratımı sırasında ve gerçekleştirme sonrasında, farklı aktörlerin aralarındaki güç ilişkilerine bağlı olarak hem girdi hem de çıktı formundaki değeri çeşitli biçimlerde kendilerine mal etmelerini değer çıkarma (VE) olarak tanımlıyoruz. Burada hem girdi hem de çıktı formunu ayrı ayrı belirtmemizin nedenini açıklamamız gerekiyor. Daha önce iktisadi değerin ancak üretilen malın satılması yoluyla gerçekleştirilebileceğini söyledik. Girdiler ya da kaynaklar ise değer yaratma süreci başlar başlamaz farklı aktörler tarafından tüketilmeye ya da ‘çıkarılmaya’ başlar. Çalışanlara ya da tedarikçilere yapılan ödemeler, finansörlere yapılan faiz ödemeleri, ürünler satılsın ya da satılmasın gerçekleştirilen zorunlu tüketimler, yani çıkarılan değerlerdir. Temettü, işletme vergisi ya da bazı tedarikçilere ancak ürünün satışı karşılığında yapılacak ödemeler (örneğin Boeing firmasının bazı uçak modellerinin kanatlarını üreten Japon firmalara, anlaşmaları gereği ancak uçakların satışı durumunda yapacağı ödemeler) ise değerin gerçekleştirilmesi sonrasında yapılan çıkarımlardır. Bu ayrıma gitmemizin sebebi, değer yaratımı sürecinin hiçbir zaman değer çıkarma sürecinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulamaktır. Yaratılan değer gerçekleştirilsin ya da gerçekleştirilmesin, çıkarma süreci yaratma süreciyle el ele gider.

Literatürde sıkça........

© Katman Portal