Kızıltoprak'ta bir Karzeg prensesi
Bütün bunlardan Bezmigül Dilber Hanım'ın '31 sonbaharı ile '32 yazı arasında vefât ettiği ortaya çıkıyor. Biliyorum, bayram değil, seyran değil, muharrir niçin Bezmigül Dilber Hanım'ı diline doladı diyeceksiniz. Bizim Kızıltopraklı Bezmigül Dilber Hanımımız Sultan II'nci Abdülhamid'in ikinci zevcesi Bedrifelek Kadınefendi'nin ablasıdır. Şunu da söyleyeyim, Bezmigül Dilber Hanım Çerkes sülâlerinden Karzeglerin prensesiydi.
2 Mayıs 1970 günlü gazetelerinin baş sayfalarının tepesinde Amerika’nın Kamboçya’ya girdiği haberi yer alıyordu ama benim nabzımı bin beş yüz yapan Milliyet’teki “Bir kız nişânlısını tek kurşunla vurdu” şeklindeki İstanbul vukuatıydı. Cinâyetin mahalli ise Gedikpaşa Camii Sokak’taki 66 kapı numaralı ahşaptı. Gazete, on dokuz yaşındaki Tülin Üret ismindeki santral memûresinin iki yıldır nişânlı olduğu üniversite öğrencisi İsmail Türkpençesi’ni alnına sıktığı tek kurşunla gelmeze gönderdiğini yazıyordu. Aklımda kaldığı kadarıyla katil kız polise nişânlısının iki yıldır kendisini iğfal ettiğini söylemiş. Günlerden Cumartesi ya, okullar da yarım gün, artık bana merâklı mı yoksa mütecessis mi dersiniz, bilmiyorum, ancak Gedikpaşa’ya gidip 66 numaraya bakacağım muhakkaktı.
Tülin Üret’in nişânlısını öldürmesinden elli dört yıl sonra, Bâyezît Kütüphânesi müdürü Ramazan Minder ile Gedikpaşa’dan Kumkapı’ya inerken birden aklıma 66 numara gelmişti. Hemen Ramazan’ı Gedikpaşa Camii Sokak’a sokmuş, beş altı metre beriden 66 numarayı aramıştım. Sokak eskisinden de kasvetliydi, ahşaba gelirsek, elbettte yerinde yeller esiyordu, artık orada bir butik otel dikiliydi. Tülin Üret’in davasının ise İstanbul 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldüğünü ve on iki yıla mahkûm olduğunu anımsıyorum. Muhtemelen ‘74 affının akabinde de içeriden çıkmıştır.
Cumartesileri Ses günüydü, 2 Mayıs günlü sayısında “Geceyarısı Kovboyu” filminin fotoğraflarla hikâyesini veriyordu. Bizde iki yıl kadar sonra gösterime girecek olan filmden önce James Leo Herlihy’nin aynı isimli romanını okuyacaktık. Giovanni Scognamillo’nun dilimize çevirdiği roman ‘70’in sonbaharında Milliyet Yayınları’ndan çıktığında anneme aldırtmıştım. Ses’in filmlerin fotoğraflarla hikâyesi dizisine bayılıyordum, aklımda yanlış kalmadıysa, bir sonraki sayıda da “Borsalino” vardı. Milliyet’te Henri Charrier’in “Kelebek” romanının Charles Popineau çizgileriyle tefrikası devâm ediyordu, Kemal Tahir’in “Büyük Mal” tefrikasınıysa yarım bırakmıştım. Onun yerine Suat Yalaz’ın 10 Mayıs’ta başlayan “Demir Maske” isimli Karaoğlan mâcerâsına merâk saldığımı anımsıyorum.
14 Mayıs’ta Beyoğlu’ndaki Atlas’ta “002 İtfaiyeciler” gösterimdeydi, “Bıdık ile Düdük” niçin “002” yapılmıştı, anlamadım, sonra da “Yavru ile Kâtip” olacaklardı. Beyoğlu’ndaki Yeni Melek’te ve Harbiye’deki As’ta “Çıplak Denizciler” oynuyor, bir Elvis Presley filmi. Kadıköyü’ndeki Efes’teki “Kuduz Köpek Harekâtı”ve Süreyya’daki “Anzio Büyük Çıkarma” da tam bana göre filmlerdi. Buna rağmen ikisini de ‘70 sezonunda kaçırdım. Merâkınızı gidermek için “Kuduz Köpek Harekâtı” filmini ‘71 veya ‘72 yazında Samsun’un Alaçam ilçesinde, “Anzio Büyük Çıkarma” filminiyse ‘73 sonbaharının başında Kadıköyü’ndeki As’ta yakaladığımı söyleyeyim.
Radyo için ufacık kutu dünyaya yeter diye boşuna dememişler. İstanbul Radyosu hakikaten müthişti. Hafta arasında sabah 10.05’teki “Okul Radyosu” derste olduğum saatteydi ama 20.00’deki “Radyo Tiyatrosu” programını asla kaçırmazdım. Bir de iki aydır her gece mutlaka Erle Stanley Gardner okuma tutkum başlamıştı. Mayıs ayında “Ankara Caddesi, No. 49/A” adresindeki Akba Yayınevi’ne gidip üç Erle Stanley Gardner aldığımı anımsıyorum. Akba’nın polis romanları dizisinden 64 numaralı “Kâbus”, 69 numaralı “Serseri Bakire” ve........
