menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adalette ceza ve merhamet dengesi

17 0
13.04.2026

Adalet; kamusal yaşamda, iş hayatında, sosyal ilişkilerde ve aile içinde uyulması gereken en temel ilkedir.

Adaletin olmadığı yerde huzurdan söz edilemez. Nasıl ki beslenme ve barınma bedenimizin vazgeçilmez ihtiyacıysa, adalet de toplumsal varlığımızın vazgeçilmezidir.

Toplumsal hayat, kurallar üzerine inşa edilir. Bu kurallar ihlal edildiğinde devreye adalet mekanizması girer. Adalet, ihlali değerlendirir ve suç sabit olduğunda önceden belirlenmiş yaptırımları uygular.

Kamusal alanda bu yaptırımlar kanunlarla belirlenir. Bu yüzden “kanunsuz ceza olmaz” ilkesi hukuk devletinin temelidir. Kamusal alan dışındaki yapılarda ise kurallar; yönetmelikler, tüzükler ve teamüllerle şekillenir.

Ancak şu da bir gerçektir:

Yaptırımla desteklenmeyen kurallar zamanla anlamını yitirir. Kuralların işletilmediği ortamlarda güçlüler imtiyaz kazanır, zayıflar ise korunmasız kalır. Bu da sosyal barışı zedeler.

Cezaya niçin ihtiyaç duyulur?

Cezalandırma; caydırma özelliği ile, suçun önlenmesi, suçun aleniyetinin ve yayılmasının engellenmesi, mağdurun hakkının teslim edilmesi ve intikam hissinin dindirilmesi, suçlunun ıslah edilmesi amacıyla başvurulan bir araçtır (1).

Bu yönüyle ceza, adaletin ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim kısasta hayat olduğuna işaret edilmesi ve Hz. Peygamber’in cezanın toplumsal düzen için taşıdığı önemi vurgulayan beyanları, bu çerçevede anlam kazanır.

Ancak cezalandırmanın bir amaç değil, zaruri bir araç olduğu unutulmamalıdır.

Cezanın varlığı kadar ölçüsü de önemlidir.

Cezalar, ancak zaruret ölçüsünde ve işlenen fiille orantılı olarak belirlenmelidir.

“Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür; ama kim bağışlar ve düzeltirse onun mükâfatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 40)

Bu ilke, adalet ile merhamet arasında kurulan hassas dengeyi ifade eder.

Caydırıcılık ilkesinin sağlanması için, kötülüğü yapan........

© Karar