Türkiye “Ankara’da güçlü bir Kürtlük” kavramına hazır mı?
40 yıldan fazla devlet aklını, kapasitesini, hukuku, bireysel hakları esir alan bölünme korkusunda önemli bir eşik aşıldı gibi duruyor. Suriye’de SDG’nin tasfiyesi, PKK’nın silah bırakma kararı ile birlikte okunduğunda en azından pratikte Türkiye’nin topraklarına karşı bir girişim beklemek artık gerçekçi değil. En azından etnik kökenli bir güvenlik riskinde farklı bir aşamadayız.
PKK Türkiye’yi bölme iddiasından vaz geçeli çok olmuştu ama ülkenin sınırları dışında güçlü bir silahlı grubun varlığı, hem silahlı kuvvetleri hem sivilleri hedef alması tedirginliğin geçmesini engelliyordu. Ülkenin en büyük şehirlerinden birinde kurtarılmış bölgeler ilan edileli daha şunun şurasında ancak 10 yıl oldu.
Hendek çatışmaları ile dağdaki gerilimini şehirlere ve insanların kapılarının önüne getiren PKK için toplumsal tabanı ile yabancılaşmanın ilk işaretleri o zaman çıkmıştı. Sadece savaşmayı bilen, siyaseti, konuşmayı, uzlaşmayı beceremeyen bir örgüt daha son yerel seçimlerde yerlerine kayyım atanması mukadder adaylarla yol yürümeyi tercih etti. Eğer siyaset alan kazanırsa kendi alanının daralacağını bilen bir akıl Suriye’de de ürettiği mitin altında kaldı.
PKK hala “yeni dönemi içselleştirmiş” değil. Şam ile muhtemel bir siyasal yol yürüneceğinde Savunma Bakan Yardımcılığı’na “konuşulmayacak” bir isim önermek hala “siyaseti nasıl tıkarımın” pratiklerinden. Ancak törpülene törpülene, demokrasi ve ekoloji kavramlarını tüketerek kendine yol bulmaya çalışan örgüt aklının da direnemediği bir dinamik var. O da Kürtlerin bulundukları ülkelerin başkentlerinde güçlü olmaları ihtiyacının ve........
