Kuvvetler ayrılırken kurumlar yıkılırken
Çikolatası ve çakısı kadar “doğrudan demokrasi” geleneği ile de meşhur olan İsviçre’de, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için 1959 yılında bir referandum yapıldı. Ancak yalnızca erkekler oy kullanabildiği için, kadınların oy hakkına sahip olup olmasına erkeklerin oylarıyla karar verildi.
Gerçi bizde de kadınlara bu hakkı veren erkekler olmuştu ama İsviçre’deki gibi genel oylamayla değil, devlet yöneticilerinin iradesiyle gerçekleşmişti bu gelişme. İsviçre’de ise referandum için sandığı giden -erkek- seçmenlerin yüzde 67’si hayır oyu verince konu rafa kalktı. Bu ülkede seçme ve seçilme eşitliğine ancak yıllar sonra ve kadınların hak mücadelesi sonucunda ulaşılacaktı.
Demokrasi biraz da çelişki demek. Hatta bazen paradoks. Söz gelimi demokratik bir oylama sonucunda demokrasiyi ortadan kaldırmak da mümkün. En azından seçimle gelen yönetimlerin seçimleri askıya alması görülmemiş bir olay değil. Yakın zamanlarda Nazi Almanya’sında olduğu gibi.
Hitler’den yüz yıl önce III. Napolyon da benzer bir şey yapmıştı. Bildiğimiz Napolyon’un kardeşinin oğlu Louis Bonaparte... (Tarihte kişiler ve olaylar çoğu zaman iki kere sahneye çıkar diyen Hegel’e Marx’ın yaptığı ekleme meşhurdur: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak... Bu çerçevede amca Napolyon’u trajedi, yeğen Napolyon’u ise komedi örneği diye zikreder Marx.)
1848’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların yüzde 74’ünü alarak başa geçen “yeğen” Napolyon, görev süresinin sonuna doğru bir askeri darbeyle meclisi feshetti. Çünkü yürürlükteki anayasa, cumhurbaşkanının ikinci kez seçilmesini yasaklıyordu.
Louis-Napoléon Bonaparte anayasada bu doğrultuda yapılmasını istediği........
