menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yargının ‘sessiz’ dönüşümü

26 0
18.04.2026

Bir gün mahkemeye çıkmak zorunda kalabiliriz! Bu, istatistiksel bir gerçek. Ama asıl mesele mahkemeye çıkmak değil biz daha kendimizi savunmadan hakkımızda bir kanaatin oluşmuş olması! Daha dosyamız açılmadan önce bir sistem bizi “riskli” olarak işaretlemiş olabilir.

Bu cümle bilim kurgu gibi geliyor. Oysa değil!

Bugün tartışmamız gereken soru “robot hakimler gelecek mi?” değil. Daha rahatsız edici soru şu: Karar hala insanınmış gibi görünürken, adaletin iskeletini yazılım mı kuruyor?

Filipinler Yüksek Mahkemesi’nin yayımladığı çerçeve de bu boşluğu açıkça kabul ediyor:

Yapay zeka kullanılabilir, ama yalnızca destek aracı olarak. Kararın sorumluluğu insanda kalmalı. Şimdi bu uyarı size ‘Eee ne olmuş hem Filipinler nere bura nere” dedirtebilir ama bu tür uyarıların varlığı bile aslında şu gerçeği ele veriyor, bu teknoloji çoktan sisteme girdi.

Bu dönüşümün arkasında romantik bir teknoloji vizyonu yok. Daha basit bir sebep var; yük!

Hindistan’da bekleyen dava sayısı 2026 itibarıyla 55 milyonu aşmış durumda. Bu ölçekte bir yargı sisteminde hız, neredeyse bir zorunluluk. Yapay zeka bu yüzden ‘çözüm’ gibi sunuluyor.

Ama burada kritik bir ayrım var, hız ile adalet aynı şey değil. Yanlış çalışan bir sistemi hızlandırmak daha iyi bir sonuç üretmiyor, hatta çoğu kez hatayı hızlı çoğaltıyor.

Özellikle güvenlik, teknoloji ve kamu politikası kesişiminde çalışan etkili düşünce kuruluşlarından, Washington merkezli Stimson Center’ın 2026 tarihli çalışması, yargıdaki yapay zeka kullanımını üç katmanda inceliyor. Bu ayrım, meselenin neden bu kadar kritik olduğunu anlamak için önemli.

Birinci katman en masum olanı, bürokratik otomasyon. Konuşmanın yazıya dökülmesi, belgelerin sınıflandırılması, metin özetleme. Ama burada bile kritik bir güç oluşuyor. Bir dosyayı kim özetliyorsa, davanın omurgasını o kuruyor.

İkinci katman öneri sistemleri. Arjantin’de kullanılan Prometea gibi sistemler, işleri hızlandırarak yargıdaki verimliliği üç kata kadar artırabiliyor. Kolombiya’da kullanılan PretorIA adlı yapay zeka ise hangi dosyaların öne çıkması gerektiğini belirliyor. Tamam, karar hala insanın ama ilk bakışın yönünü artık yazılım belirliyor. Bir dosyanın ilk çerçevesi kurulduktan sonra da geri kalanı çoğu zaman o çerçevenin içinde ilerliyor.

Üçüncü katman ise en tartışmalı olanı; yarı-karar verici sistemler.

Çin’in Shenzhen kentinde bir mahkeme, büyük dil modelini doğrudan dava sürecine entegre etti.

Sistem dosyayı özetliyor, tartışmalı noktaları çıkarıyor, soru öneriyor ve hatta karar gerekçesi taslağı hazırlıyor. Son imza hakime ait. Ama düşüncenin çerçevesi artık makineden çıkıyor.

Yargının yazılımla tanışması yeni değil. ABD’de bazı eyaletlerde kullanılan COMPAS gibi sistemler, üretken yapay zeka çağı başlamadan önce bile adaletin içine girmişti. COMPAS “konuşan” bir yapay zeka değil, “puan veren” bir algoritma.

2016’da Wisconsin’de görülen Loomis davası da COMPAS nedeniyle çok tartışılmıştı. COMPAS, sanıkların yeniden suç işleme ihtimalini ölçmek için kullanılan bir risk puanlama yazılımı. Ancak kritik bir fark var. Bu sistem kamuya ait değil, özel bir şirket tarafından geliştiriliyor. Yani hangi verileri kullandığı ve bu puanı nasıl hesapladığı tam olarak bilinmiyor.

Eric Loomis’in davasında sorun tam da burada ortaya çıktı. Mahkeme, onun “yüksek riskli” olduğuna dair COMPAS skorunu gördü ve bunu ceza sürecinde dikkate aldı. Ancak Loomis ve avukatı, bu sonucun nasıl üretildiğini inceleyemedi. Çünkü algoritma şirketin ticari sırrıydı.

Ortaya tuhaf bir durum çıktı. Mahkeme risk puanını gördü bir ama o sayının arkasındaki mantık, savunma tarafından incelenemedi. Sanığın avukatları itiraz etse de Wisconsin Yüksek Mahkemesi, 2016’daki kararında bu tür sistemlerin tamamen yasaklanmasına gitmedi. Aksine, kullanılabileceğini söyledi. Ama açık bir sınır çizdi. Bu puanlar tek başına........

© Karar