ENGİNİN ARZIHÂLİDİR EY YÜCE TÜRK MİLLETİ TÜRKİYE
Ben hayata asgari ücretle atılan genç bir insanım. Okul, askerlik, iş derken; evlilik hariç tümünü gerçekleştirdim. Devlete okuldan kredi borcum var. Önce iş, sonra ödeme diye düşündüm, daha sonra evlilik…
Ailemle birlikte kalıyorum. Bunca yıldır bana baktılar, büyüttüler, adam ettiler. Omuz vereyim, destek olayım istedim. Gelin görün ki maaşım, kredi taksitimin dışında harçlık ihtiyaçlarımı dahi karşılamıyor. Tek lüksüm vardı, sigarayı bıraktım. Tasarruf edeceğim başka ne var diye düşündüm. Kahveye para kalmadığı gibi çayı da içmesek mi diye düşünüyorum. Üstüme başıma hiçbir şey almadım, öğrencilik yıllarımdan kalanlarla idare ediyorum. Annem hiç durmadan, “Mürüvvetini görelim oğlum, işe girdin, artık seni baş göz etmenin zamanı geldi.” diyor ve beni sıkıştırıyor. “Anne, bir taksit ve bir fatura ödüyorum, idare edemiyorum. Hâlâ size yük olmaktan utanıyorum ve yoruldum.”
Annem anlamıyor, “Sen bizim evladımızsın.” diyor. Benim utancımı, benim eziklik duygularımı, bu yüzden çektiğim acılarımı görmüyor. Bunları kimseye anlatamıyorum. Koskoca, kazık kadar adam oldum; hâlâ annemin babamın eline bakıyorum. Ve beni yönetenler, verdikleri işle, ücretle açlığa, yokluğa, çaresizliğe mahkûm ediyorlar; yaptıklarından utanmıyorlar.
Ailemin yanında asgari ücretle zar zor, kıt kanaat idare ederken evlenirsem ne yapacağım? Bir evi nasıl çekip çevireceğim? Kirası olacak, elektriği, doğal gazı, suyu, atık suyu, çöp vergisi olacak; mutfak masrafı, temizlik malzemeleri masrafı olacak; şimdilik giyim masrafı, yarın çocuk olursa… Nasıl olacak, nasıl bu iş yürüyecek?
Annem diyor ki, “Allah verir, kolayını.” Anne, Allah’ın darphanesi yok; maliye bakanı değil, cumhurbaşkanı, çalışma ve ticaret bakanı hiç değil… Öyle bir düzen kurmuşlar ki Allah’ın kullarına verdiklerinden kazandıkları paraları, çarşıdan satın aldıkları her nesneye ödedikleriyle ellerinden zorla alıyorlar.
Cumhurbaşkanı diyor ki, “Evleniniz ve en az üç........
