Venezuela; ABD saldırganlığı, emperyalist küstahlık
2026 yılının ilk günlerinde, 3 Ocak 2026’da, ABD küstahlığı ve emperyalist zorbalığın yeni bir örneği devreye sokuldu.
ABD önce, narko-terör suçlaması ile, tüm Latin Amerika’da, bir devlet terörü ortaya koymuştur. Küstahça, gemilere saldırmış, katliamlar gerçekleştirmiştir. Ve 3 Ocak’ta ABD, bir saldırı ile, Venezuela’ya saldırmıştır. Bolívarcı Maduro iktidarına karşı küstahça bir saldırı gerçekleştirilmiş ve Maduro, eşi ile birlikte evinden alınarak kaçırılmış, elleri ve gözleri bağlı görüntüler eşliğinde ABD gücü gösterilerek, ABD’ye götürülmüştür. Rothschild ailesinden Nathaniel Rothschild, “bravo Trump,” diyerek, kendisini kutlamıştır. Demek, bu çapsız liderleri öne çıkartan savaş sistemi, şimdi asıl kişileri, tekellerin patronlarını, dünyanın en zengin 500 kişisini öne çıkmaya zorlamaktadır. Artık, kapı arkalarında süren politikalar, açık olarak dile getirilecektir.
Tüm pislikler, artık suyun üzerindedir ve elbette ayırt etmesi daha kolaydır.
Bizim liberal solcularımız, Trump’ı dinlemelidir. Bazı iktisatçılarımızın Trump’a övgüler düzmesi, sadece bir ABD hayranlığı, bir güce tapınma değildir, aynı zamanda zekâ geriliğine bağlı utanmazlığın da dışavurumudur. Ama bizim liberal solcularımız (hangisinin adını versek bilmiyoruz, sayfalar tutar), şimdi emperyalizmin ne olduğunu bizzat Trump’tan öğrenmelidir. Trump, her şeyi açık ve net ortaya koymaktadır. Sadece Trump mı? Elbette hayır, artık egemenin her temsilcisinde bu hâli görmek mümkündür. Yağma ve küstahlık, ancak gringo tarzı ile savunulabilir. Amerika’nın gringoları, şimdi, Latin Amerika’nın kanlı tarihine yeni sayfalar eklemek için harekete geçmiştir.
ABD başkanı Trump, ömrünü uzatmak için olsa gerek, Rusya ve Çin’e karşı alamadığı sonuçları, bu tip saldırganlıklarla, küstahlıkla kapatmak istemektedir. Bunun Trump’ın iktidardaki ömrünü uzatıp uzatmayacağını bilmiyoruz. Ama neoconların temsilcisi olduğu söylenen Dışişleri Bakanı, “adam söylediğini yapıyor,” diyerek alkışlamıştır.
Dışişleri Bakanı bununla yetinmemiştir. Küba’ya tehditler savurmuştur.
Trump, bir film gibi TV’den izlediği baskını, ABD gücünün eşsiz bir güç olduğunu anlatmak için anlatmıştır. Ve elbette küstahlığını sürdürmüştür. Venezuela’ya yeni saldırılar için hazırız, demiştir.
Bu saldırı ile bir kere daha, BM sözleşmesi gömülmüştür. Bundan önce de birçok kere bu sözleşme gömülmüştü ama bu denli küstahça bir tutuma ilk kez şahit oluyoruz.
Bu saldırının nedenini Trump, petrol olarak açıklamıştır. ABD tekellerinin elinden alınıp kamulaştırılan petrol işletmelerinin geri alınacağını, Latin Amerika’daki tüm doğal kaynaklara göz diktiklerini ilan etmişlerdir. Bu açıklamalar, sadece Trump’ın ağzından ortaya konmuyor, adı Savaş Bakanlığı olarak değiştirilen Pentagon, bu saldırıları açık ve net olarak ifade ediyor. Askerî üniformalarla Beyaz Saray temsilcileri, her türlü küstahça açıklamayı yapmakta sakınca görmemektedir. Petrol, altın ve değerli madenler bizimdir, diye haykırıyorlar.
ABD, bir süre önce, “ulusal güvenlik stratejisi” belgesini açıklamıştır. Bu belge, bir yandan Çin ve Rusya’yı “düşman” statüsünden çıkartmaktadır. Ama aynı zamanda bu belge, ABD’nin Latin Amerika üzerinde yoğunlaşacağının da ilanı gibidir. Daha 2026 yılının ilk günlerinde bu saldırı ortaya konmuştur. ABD, kendine yakın coğrafyayı kontrol altına aldıktan sonra, elbette Ortadoğu, Ukrayna, Uzak Asya ile de uğraşacaktır. Bu nedenle strateji belgelerinin manevra dışında bir anlamı yoktur.
Dün, ABD, İsrail eli ile, tüm insan hakları, BM sözleşmesi vb. belgeleri bir yana bırakarak, Filistin’de bir soykırım ortaya koymuştur. Ve tüm Batı bunu alkışlamıştır. Şimdi, buna yeni uygulamalar eklenmektedir. Ve yine tüm Batı alkışlamaktadır.
Avrupalı liderlerin hemen hepsi, hep bir ağızdan, ABD’nin saldırılarını alkışlamaktadır. Her birinin tonu farklı olsa da özü aynıdır. Ve 4 Ocak’tan başlayarak ABD ve Avrupa’da kitleler, Maduro’ya destek vermek için sokaklara çıkmışlardır.
Bu saldırı, sürmekte olan paylaşım savaşımında yeni bir aşamadır. Bunu görmek gerekir. ABD, Rusya ve Çin’e karşı savaşta kazanamadığının farkındadır. Ukrayna yenilgisi, elbette tüm NATO’nun, Batı’nın ortak yenilgisidir. Bunu anlamak için, görüşmelere bakmak yeterlidir. Görüşmeler,........
