Silivri duvarlarını delen baro savunması
Şeylerin hikâyesi önemlidir. Mesela DİSK’in Ankara’ya yürüyüşü var. Merak işte, bu yürüyüşün detaylarını merak ediyoruz. İzmit’te işçiler yürüyenlere katıldılar ve canlı bir hava oluştu. İyi ama yürüyenlerin hâletirûhiyesi, İzmit sonrası nasıldı? Merak işte. Kimisi mahalledeki dedikoduları merak eder. Eskiden “mahallede dedikodu yapan kadınlar” denirdi. Çoktan eskimiştir. “Ev gençleri”, evinden masraf etmemek için çıkamayan erkek veya kadın emekliler, köşe başlarında toplanarak birbirini gören erkekler, dedikodunun âlâsını yapmaktadır. Sanırım “erkek dedikodusu” kadın dedikodusundan çok daha fenadır. İşte kimisi bunları merak eder. Kimisi, MHP’nin, AK Parti’nin, CHP’nin içindeki dedikoduları merak eder. Dedikodu denmelidir, çünkü artık siyasal partiler içinde kulis olmuyor. Olsa olsa dedikoduya, eski alışkanlıkla kulis diyorlardır. Bu durumda Ankara gazetecilerinin “parlamentodan kulis bilgileri”, olsa olsa İsmail Saymaz’a aktarılan bilgilerin sansürlenerek haberleştirilmesi düzeyinde kalır. Yeri gelmişken, gazetecilik ilgiye değer bir değişim geçiriyor. Hâlâ gazetecilik yapmakta ısrar edenler var elbette. Ama hapishane hâli ve tehdidi etkili olmaktadır. Altaylı Fatih uzlaştı ve salıverildi. Biraz ara vermeye karar verdi ve artık, “memlekete kültür lazım” düsturu çerçevesinde kültürel yazılar yazacağını, siyasal alana girmeyeceğini ilan etmiştir. Bunu söylemeden önce, TÜSİAD adını vermeden, “bu ülkenin burjuvaları gerçek anlamda burjuva değildir” demeye getirmiştir. Hapishaneden sonra “uslanmıştır.” Sivri yerleri törpülenmiştir. El ve ayak manikür-pedikürü yerine, hapishane berberi, kalem kullanma ve söz söyleme alanında törpüleme işlemi yapmaktadır. Ve sonuç almışlardır. İsmail Saymaz, Altaylı’dan önce, “lokum” kıvamına getirilmişti. Ve her biri, “biz elimizden geleni yaptık,” demektedir. Neyse biz dedikoduya, pardon kulis haberlerinden buraya geldik. Konumuza dönelim.
Merak işte, biz devrimci işçiler, DİSK’in Ankara yürüyüşünün tüm detaylarını, kahvaltılarını, araba yolculuklarını vb. hepsini merak ediyoruz. Bir tek İzmit etabından haberdarız.
Aynı biçimde, İstanbul Barosunun beş gün süren yargılamasının detay hikâyelerini merak ediyoruz. Bir yandan, son derece net ve kararlı savunmaları (ki yönetim, Kaboğlu hocanın başkanı olduğu yönetim, kararlı savunmalar ortaya koymuştur) olduğu kadar, aslında Mısır krallığı ve Roma hukukuna kadar uzanan savunma hikâyelerini de merak ediyoruz. Her devrimci işçi, her devrimci genç, her devrimci kadın, bunları merak etmelidir.
Biz Saray Rejimi diyoruz.
Tekelci polis devleti olan günümüz burjuva devletinin, içinden geçilen koşullarda, olağanüstü örgütlenmesidir. Ve Saray Rejiminin sağlamlaştırılmasını istiyorlar. Bunun için, her yola başvuruyorlar. Saray Rejimi, gerçekte “hukuksuzluk”la suçlanıyor. Uzman zevat, “hukuk ayaklar altında” diyor. Doğru gibi görünüyor ama doğru değildir. Yanlıştır. Egemen, burjuva devlet, aslında bir hukuk uygulamaktadır. Evet, bu hukuk, burjuva hukuk sisteminin olağan dönemine uygun değildir. Ama bu da bir hukuktur ve adı, “savaş hukuku”dur. Biz buna iç savaş hukuku diyoruz.
Saray Rejimi, parlamentoyu bitirmiştir. Parlamento........
