menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İtibarsızlık bataklığı

1 0
previous day

Bu, doğum işi aslında oldukça büyük bir konu. Her şeyden evvel doğduğunuzu bile bilmiyorsunuz. Hatta doğacağınızı bile bilmiyorsunuz.

Doğacak oluşunuz zamanla başkalarına sürpriz olmaktan çıksa da doğanlar için bu daima bir sürpriz olarak kalacaktır. Çünkü bu, bizden öylesine bağımsız bir eylemdir. Bu konuda bilimsel olanın dışında farklı açıklamalar da var elbet. Örneğin, her birimizin bu yaşamı, içine doğduğu aileyi aslında yüksek bir bilinç seviyesindeyken seçtiğini ancak bunu hatırlamadığımızı savunan bir görüş vardır. Yani, “Hiçbirimiz, bugün içine doğduğumuz yaşamda rastgele var olmayız” der bu inanış. Elbette ki isteyen istediği gibi inanmakta özgürdür. Bugünkü bilincimizle ve bilimin bize sunduklarıyla bilebildiğimiz ise doğumumuzdan önceye dair hiçbir şey bilmediğimizdir.

İşin aslına bakacak ve yineleyecek olursak büyük mesele bu doğum eylemi. Hele ki insan gibi, bu gezegenin en donanımlı canlısı olarak dünyaya gelmek daha da büyük bir mesele. Öyle ki sadece doğmanız ve diğer canlılar gibi beslenme, hayatta kalma ve üreme gibi görece basit ve içgüdüsel eylemlerde bulunmanız yeterli değildir. Zaten, bugün artık öyle bir çağa doğma gibi bir şansınız bile yoktur. Daha doğar doğmaz her birey, insanlığın veya toplumun ondan beklentilerine uyum sağlamak gibi ağır bir yükün altına girmektedir. Pek çok kültür ve toplulukta hala bile özgün bir birey olmanızdan ziyade toplumun istediği gibi biri olmanız daha önemlidir. Eğer bu konuda toplumla hem fikir olan, toplumun bir parçası olmayı önemseyen ve “toplum ya da el alem ne der” diye dertlenen de bir aileniz varsa kendiniz olma olasılığınız oransal olarak daha da düşük olacaktır.

İnsan, gözünü açtığı bu dünyanın gereklerini, kurallarını yanında getirmez. Yani, insan bu yaşamda onu neler bekliyor, neler yapması gerekiyor, nasıl davranması gerekiyor bilmiyor. Dolayısıyla yaşam, içine doğan herkes için büyük bilinmezler ve belirsizlikler barındıran bir olgudur. Neyse ki gezegendeki her canlı gibi, hatta hepsinden çok ve farklı olarak insanın da bu yaşamdaki her döneminde yol göstericileri, akıl hocaları, rehberleri veya mentorları olmaktadır. İlk olarak ebeveynlerimizin üstlendiği bu görev ve sorumluluk, yıllar içerisinde içinde bulunduğumuz farklı aşamalarda farklı insanlar tarafından gönüllü veya görev icabı gerçekleştirilmektedir. Bu süreçlerin hemen hemen tamamında ama öncelikle de yaşamımızın ilk yıllarında gerçekleştirilen bu yol göstericilik, öncelikle bir birey olarak, tek başımıza; ayakta kalmak, güvende olmak, karnımızı doyurmak üzerine olmaktadır. Daha sonra ise yavaş yavaş toplumun aile dışındaki katmanları ile temas, iletişim ve etkileşim başlamaktadır. Yani, insan zamanla dar çevreden çıkıp geniş, hatta önü alınamayacak kadar büyük bir topluluğun parçası haline gelmektedir.

Ailede başlayan mesaimizde ilk öğrendiklerimiz elbette ki görerek edindiklerimizdir. Henüz sesleri, onlardan oluşmuş kelimeleri ve anlamlarını bilmeyen bizler için her şey yenidir. Hangi sesin ya da hangi hareketin ne anlama geldiğini anlamak için uzun bir gözlem, bu gözlemler esnasında karşılaşılan eylemler ile sonuçları arasında da ilişki kurmayı gerektirmektedir. Bugün bu anlayış büyük oranda değişmiş olsa da bebek diye nitelendirilen yaş grubundaki küçük insanların henüz çevresini algılamadığı, anlamadığı düşüncesi şehir efsanesi ya da eskilerin kendini kandırması dışında bir şey değildir. Dolayısıyla bu da ilk olarak ebeveynlere büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Çünkü, bu dünyaya gözünü açmış her bireyin değerlere ilişkin ilk algısı ebeveynlerinin gözlemledikleri eylemlerin üzerinde şekillenmektedir.

Ebeveyn olmanın ne denli önemli ve büyük sorumluluk gerektiren bir rol, görev ve durum olduğunu henüz anlamayan kişilerin bu konuda acele etmemelerinin gerekli olduğu bugün herkesin malumudur diye düşünüyorum. Çünkü, artık biliyoruz ki bugün içinde var........

© İz Gazete