Şehrin En Renkli Mesaisi: Lale Mevsimi
İstanbul’un her köşesinde o meşhur renk cümbüşü başladığına göre, artık resmi olarak "Lale Mevsimi"ne girmiş bulunuyoruz. Şehrin koşturmacasında başımızı telefonlardan kaldırıp etrafımıza bakmak için en güzel bahane bu aslında.
İstanbul’da yaşamak, çoğu zaman hızla akan bir nehrin ortasında durmaya çalışmak gibi. Haberler, gündemler, bitmek bilmeyen yetişme telaşları derken; bazen en dibimizdeki güzelliği, o mevsimlik mucizeyi ıskalayabiliyoruz. Ama Nisan geldi mi, İstanbul kendi imzasını şehrin her köşesine atmaya başlıyor. Evet, o meşhur lale mevsiminden bahsediyorum.
Aslında lale, bu şehir için sadece bir çiçek değil; bir kültürün, bir devrin ve en önemlisi İstanbul’un estetik hafızasının sembolü. Bugünlerde Emirgan’dan Gülhane’ye, Göztepe’den Sultanahmet Meydanı’na kadar her yer adeta birer canlı tabloya dönüşmüş durumda. Beton yığınlarının arasından aniden fırlayan o zarif kadehler, bizlere kışın yorgunluğunu üzerimizden atma vaktinin geldiğini fısıldıyor.
Gazeteci refleksiyle bazen her şeye "içerik" veya "olay" gözüyle baksak da, lale mevsimi sadece bir görsel şölen değil; şehrin ruhuna yapılan bir terapi. Toprağın uyandığını, hayatın her şeye rağmen yeniden ve rengarenk başladığını hatırlatan bir işaret fişeği.
Eğer bu aralar kendinizi gündemin ağırlığı altında sıkışmış hissediyorsanız, kendinize bir iyilik yapın. Telefonu cebinize koyun (ya da sadece o eşsiz kareyi yakalamak için çıkarın) ve bir korunun yolunu tutun. Lalelerin o sessiz ama iddialı duruşunu izlemek, bazen en derin analizden daha çok şey anlatıyor insana.
Kalabalıklardan uzak kalmak istiyorsanız hafta sonu yerine hafta içi sabah saatlerini tercih edebilirsiniz. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, gün doğumundan sonraki o ilk iki saat lale renklerini en doğal ve canlı haliyle size sunacaktır.
