menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni Yüzyılda Yeni Bir Eğitim Sistemiyle İnsanı Yeniden İhya ve İnşa Etmek Gerekiyor

21 0
03.04.2026

Eğitim, sadece bir zihni, ezberlenen bilgilerle doldurma ve sınavlara hazırlama işlemi değil; aklı idrakle, kalbi ahlâkla ve elleri beceriyle donatarak bir "şahsiyet inşa etme" sanatıdır.

Gökdelenlerin gittikçe daha fazla yükseldiği, yapay zekânın sınırları zorladığı, bilginin saniyeler içinde dünyayı turladığı şatafatlı ve hızlı bir çağda yaşıyoruz. Dışarıdaki bu göz kamaştırıcı ilerleyişe inat; evlerin odalarında, okulların koridorlarında ve şehirlerin sokaklarında sessiz ve derinden bir bozuluş, çöküş yaşanıyor, farkında mıyız? Binalar hızla yükselirken, insan kalitesi ne yazık ki aynı hızla irtifa kaybediyor.

Bugün eğitim kurumlarından her yıl milyonlarca genç mezun oluyor; ellerinde yaldızlı diplomalar, sırtlarında tonlarca ezber yükü taşıyorlar. Fakat gözlerine baktığımızda, o devasa "mana/anlam" boşluğunu, gelecek ümitsizliğini ve o tarifsiz kaybolmuşluğu görebiliyoruz.

Gerçek başarıyı, sosyalleşme zamanı dahi ayırmadan çoktan seçmeli test kitapçıklarının A, B, C şıklarına hapsedilen o meşum günden beri; fıtrî yetenek ıskalanıyor, beceri köreltiliyor, ahlâk, edeb, görgü ve tecrübe, modası geçmiş kavramlar denilerek bir kenara itiliyor. Oysa bizler çok iyi biliyoruz ki; nezaketle incelmemiş bir zekâ ve tecrübeyle demlenmemiş bir akıl, toplumu aydınlatmaz, sadece bozar.

Sadece akademik başarıya, çoktan seçmeli testlere ve yaldızlı diplomalara odaklanan mevcut yaklaşım, toplumu aydınlatacak nesiller değil; mana arayışında kaybolmuş, üretemeyen yığınlar ortaya çıkarır.

Eğer bugün sokaklarda değersizlik ve şiddet, kurumlarda liyakatsizlik ve duyarsızlık, evlerde tahammülsüzlük ve saygısızlık kol geziyorsa; bilinmeli ki asıl kaybedilen yer ne ekonomi ne de siyasettir. Kaybedilen yer, okuma, anlama, bilgiyi kullanma, değerli yaşama ve üretme üzerine kurulu o kadim terbiye ocağımızdır.

Karşı karşıya kalınan bu eğitim buhranını tarihî, sosyolojik ve ahlâki olmak üzere üç farklı pencereden, cesaretle okumak gerekiyor. İslâm tarihine ve medeniyet kodlarına baktığımızda, ilk emri "Oku" (İkra) olan bir inancın ve medeniyetin, okumayı sadece harfleri seslendirmek olarak değil; kâinatı, insanı, varoluş gayesini, ilimi, hikmeti, irfanı "anlamak ve kavramak" olarak tarif ettiğini görürüz.

Klasik eğitim-öğretim geleneğimizde "ilim" ile "edep" birbirinden ayrılmaz bir bütündü; "usûl", yani yöntem ve ahlâk olmadan sadece bilgiye itibar edilmezdi. Ahilik teşkilatında zanaat ve beceri, ahlâk, edeb ve görgüyle et ve tırnak gibiydi. Bugün ise ithal edilen ruhsuz, mekanik, şeklî, yüzeysel ve ezberci eğitim sistemleriyle, Batı'nın sosyal ve toplumsal krizleri çocukların zihinlerine ihraç ediliyor. Sırf bilgi artıyor ama hikmet, edep, görgü, değer azalıyor; veri çoğalıyor ama o veriyi işleyecek mana, yorum, analiz, tefekkür kayboluyor.

Modern çağ, hızı kutsarken, ne yazık ki derinliği feda etti/ediyor. Aileler, çocuklarının karakter/şahsiyet gelişimini bir kenara bırakıp onları birer "proje" ve yarış atı gibi görmeye başlamış. Değerlerin ve pozitif duyguların aktarıldığı ilk mektep olan evler, herkesin kendi dijital ekranına gömüldüğü "sessizlik........

© İstiklal