menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Milleti Yavaşlatan Görünmez Engeller Dezenformasyon ve Algı Çağında Adâlet ve Hakikat Mücadelesi

25 0
18.06.2026

İnsanlık tarihi boyunca hiçbir silah, hakikati tahrif eden kirli bir kelime kadar yıkıcı olmamıştır. Bugün modern dünya, fizikî işgallerden, sınır hatlarına dayanan ordulardan çok daha sinsi, çok daha sessiz bir kuşatmayla karşı karşıyadır: Zihinlerin işgali.

Sokaklarımız sakin, kurumlarımız ayakta, evlerimizin ışıkları yanıyor olabilir; fakat pencerelerden, ceplerdeki ekranlardan içeri sızan dijital sis, ruhları, zihinleri ve idrakleri adım adım zehirliyor.

Dezenformasyon, algı operasyonları ve köhneleşmiş zihniyet kalıpları, sadece dijital mecraları işgal eden birer teknik terim değildir; onlar doğrudan doğruya hakikatin göğsüne saplanmış birer hançerdir.

Bir insanın emeğini fizikî olarak çalmakla, onun hakkındaki gerçeği tersyüz ederek, kul hakkına, özlük hakkına, itibarına ve geleceğine kastetmek arasında ahlâkî açıdan hiçbir fark yoktur. Ne var ki, modern denen insan bu farkı idrak edemeyecek kadar büyük bir algı körlüğü yaşamaktadır.

Aynadaki çatlak her geçen gün büyüyor; yalanın gerçeğin yerine geçtiği, yapay imajların olguyu yuttuğu bu fetret devrinde, en büyük kayıp insanlık, vicdan ve insanı insan yapan mukaddes değerlerdir.

Toplum olarak ellerle örülen bu görünmeyen prangalarla kendi kendilerini zincirlerken, vatana, millete ve kurumsal ilerlemeye en büyük darbe yine bu bilgi kirliliği eliyle vuruluyor. Kelimelerin namusunu kaybettiği, hakikatin pazara düşürüldüğü bir çağda, ruhların namusu ve gelecek nasıl korunacak?

Bu zihnî kuraklığı, toplumsal yabancılaşmayı ve ahlâkî aşınmayı, sadece geçici bir sosyal medya trendi ya da masum bir internet çılgınlığı olarak görmek, tehlikenin büyüklüğünü idrak edememektir. Ortada planlı, sistematik ve yıkıcı bir epistemolojik kriz vardır. Bu krizi hakkıyla anlayabilmek için meseleyi dinî, sosyolojik, tarihî ve ahlâkî bir analitik süzgeçten geçirmek, çağın aydınlarına ve sorumluluk sahibi her ferdine düşen irfanî bir vecibedir.

İslâm düşünce atlasında ve tevhid inancında bilgi, amelin ve ahlâkın yegâne rehberidir. Kurân-ı Kerim, bilginin kaynağını, doğruluğunu ve doğrulanabilirliğini araştırmayı sadece entelektüel bir faaliyet değil, doğrudan imanî bir yükümlülük olarak belirler. Yüce Allah, Hucurât Suresi 6. ayetinde bu hayatî kaideyi insanlığa şöyle ihtar etmektedir:

"Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz."

Bu ilâhî ikaz, bilginin bir silah gibi kullanılabileceği tehlikesine karşı inananları uyarıyor. Dezenformasyon, manipülasyon ve algı yönetimi, İslâm fıkhında ve ahlâk anlayışında doğrudan "iftira", "gıybet" ve "nemime" (laf taşıma) kavramlarıyla buluşur. Bir insanın liyakatini, emeğini ve hakkını yapay algı operasyonlarıyla engellemek, kul hakkının en sinsi, en sarmal ve telafisi imkânsız biçimidir.

Maddî bir hırsızlığın, çalınan bir malın bedeli dünyada bir şekilde ödenip helâllik alınabilir; fakat bir insanın itibarına, kariyerine, yıllarca biriktirdiği emeğine ve hak ettiği haklarına yalan haberlerle suikast düzenlemenin fıkhî karşılığı, kefareti olmayan bir toplumsal cinayettir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), "Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter" buyurarak, doğruluğu kesinleşmemiş her bilgiyi taşımayı ve yaymayı "epistemik bir günah" olarak tanımlamıştır.

Bugün sosyal medyada bir içeriği teyit etmeden saniyeler içinde "beğenmek" ya da "paylaşmak", milyonlarca insanın günahına ortak olmak, o kul hakkı zincirine bir halka daha eklemektir.

İnsanlık tarihi, algı operasyonlarının koca devletleri, köklü kurumları ve sarsılmaz sanılan toplumları içten içe nasıl bir kurt gibi kemirdiğinin ibretlik vesikalarıyla doludur. İslâm tarihinin en sancılı kırılma noktalarından biri olan "İfk Hadisesi", Hz. Aişe validemize atılan çirkin iftira üzerinden Müslüman toplumun nasıl bir dezenformasyon dalgasıyla sarsıldığını gösterir.

Bu olay, saf kalplerin bile organize bir yalanın rüzgârına kapılabileceğini ispatlayan muazzam bir sosyolojik ve psikolojik laboratuvardır. Algı, o dönemde de toplumsal güveni sarsmak ve İslâm toplumunun merkezini çökertmek için bir kitle imha silahı olarak kullanılmıştır.

Yakın tarihimize baktığımızda, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki çözülmede de benzer bir senaryo görülür. Jön Türk basınının bir kısmı, muhalif odaklar ve yabancı misyonların içeride ürettiği asılsız haberler, manipüle edilmiş raporlar ve sahte ittifaklar, devlet organları ile........

© İstiklal