menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şuurdan Dostluğa

12 0
14.04.2026

Bildiğimiz kadarıyla insan ile hayvanın müşterek yönleri var. Mesela WC ile mutfak arasındaki seferde insanla hayvan müşterektir. Farklı yönleri de var. Farklı yönlerinden biri (galiba en mühimi) hayvanlar, “hayvan” olduklarının farkında değiller. İnsanlar ise “insan” olduklarının farkındalar veya ben öyle zannediyorum. Bunun göstergelerinden biri şuurdur. Şuur denilen kavramı “bilinç” haline getirerek, sözde Türkçeleştirdiklerini zannedenler sanal alemde milletimizi Wc ile mutfak arasında sefere mahkum etmesinden endişe ediyorum.

Ajan ile casus farklıdır. Ajan, askeri ve stratejik bilgileri toplayarak o ülkenin imhasına çalışır.

Casus ise halkın muhayyilesini, ananesini ve zihni yapısının röntgenini çekerek bu imhayı kalıcı kılar.

Mesela kaç kelimeyle konuşuyorlar bunu tespitini yapar. Yapar ki az kelimeyle iktifa etsinler ister.

Az kelimeyle konuşsunlar ki güdülsünler ister.

Şimdi anlıyorum ki, öztükçe heveslileri asırlarca zenginleştirilmiş Türkçemizin fakirleştirilmesi istenmiş ve lisanımız yaralanmıştır.

Bu, büyük bir talihsizlik ve hatta intihara teşebbüstür.

1933'ten itibaren rektör" olarak kullanılmakta olan kavramın orijinali nazır, emin veya reistir. Bu kelimenin menşei Latincedir (rector). Dekan da öyledir ve "on kişinin başı ve kilisede mahalle papazı ya da küçük birim idarecisi" demektir. Her neyse bunlara "alıştık". Burada esas mesele bu konumda olanların idareci olmalıdır. İdarede esas olan iletişimdir. İletişimin belkemiği enformasyon yani bilgi akışıdır. Tahakkuk ediyor mu, acaba?

OSMANLICA (OSMANLI TÜRKÇESİ)

Üniversitenin birinde Osmanlı Türkçesine giren biri vardı. Tuhaf biriydi. Muhatabın rengine göre renklenirdi. “Ben öğrenciyken imamlık yaptım” derdi ortama göre. “Osmanlı Türkçesini iyi kavramak için Arapça menşeli kelimelerin çekimi çok önemli olduğundan emsileyi bilmek lazım” diyenlere “burası Kur’an kursu değil” derdi.

Madem Kur’ân-ı Kerim’den bu kadar tiksiniyorsun, neden bu alfabeyle yazılmış metinlerin bekçiliğini yapıyorsun?” diye içimden geçiriyorum.

“Lisan” kelimesi Arapça menşeli. “Dil” kelimesi farsça. Şu kelimelerin hepsi farsça: “rüzgar, ateş, şeker, pencere, çarşı, pazar, şehzade, devlet, hükümet”. lisanımızla uğraşmayın.

Sosyal medyada İnkılap tarihi "hocası" olduğunu söyleyen biri şöyle diyor: "II. Mahmud döneminde sıbyan mekteplerinde sıralar varmış. Kur'an okunurken talebelerin sırada oturmasını Şeyhülislam caiz görmemiş. Padişah sıranın üzerinde bağdaş kurulmasını ferman etmiş (!). Bu palavrayı öğretim üyesi kılıklı biri anlatıyor ve buna inananlar var bu ülkede.

Bu arkadaşa 1824 tarihli Talim-i Sıbyan Fermanını hatırlatalım.

“Şifahane” denirdi şimdi “hastahane” diyorlar. Bazıları “hastane” şeklinde yuvarlıyor (!).

Bir hemşire hanım (muhtemelen nöbetçi) mecalsiz kalmış, bir kenara oturarak duvara dayanmış ve şöyle yazmış: “Kendi ayaklarımın üzerinde durayım diye hemşire oldum. Şimdi ayaklarımı hissetmiyorum”.

Sağlık sektöründe çalışmak gerçekten kolay değildir.

Bütün sağlık çalışanlarımıza kolaylıklar temenni ediyoruz.

Bu “ayakları üzerinde durmak” meselesi derin bir mevzudur.

“Tarihçilik” meselesinde (tarih satışı değil) yani tarih sahasında çalışanları kast ediyorum;

Yakın tarihe geldikçe ayarlar bozuluyor. Bu tuhaf durumu bir türlü geçemedik.

Şöyle anlatayım: elinize kalemi alınız, gözünüze değecek kadar yaklaştırınız. Gözünüzde şaşılık oluşur, değil mi? Herhalde ayarların bozulması buna benziyor.

Mesafeyi korumak lazım. Çözüm şudur: çapraz okuma yapmak.

“Hastahane” ile alakalı yazdığım yazıya nazire olarak tıbbiyeli bir kadim dost akademisyen şöyle yazmış: Azerbaycan’da “çöp kutusu” yerine “temizlik kutusu” yazmışlar.

Azeri kardeşlerimizin bu tercihleri çok şık olmuş. Onların hoş tabirleriyle çok “yahşi”.

Bizde daha başka problemli isimlendirmeler de var. Mesela “cezaevi” tesmiyesi de (isimlendirmesi) böyledir. “Hapishane” denilirdi eskiden. Veya “ıslahhane”.

Şimdi bunları nasıl düşünelim.

Zamanımız yok. Çok yoğunuz, çok…

Adam Smith Batı dünyası için mühim bir isimdir ve Batı medeniyetini karakterize eden nadir şahsiyetlerden biridir. Şöyle diyor Smith, “Zenginlik arttıkça kölelik daha da artabilir. Zira zengin toplumlar köle besleyebilir. İşte İslam medeniyeti ile Batı medeniyetinin temel farklarından biri budur. Bizim medeniyetimizde zenginlik arttıkça kölelik artmaz, aksine azalır.

Bakmayın siz, bizimkilerin çağdaş uygarlık martavallarına.

İsrail -İran savaşında saldırıyı başlatan İsrail’dir. İsrail’i destekleyen Amerika’dır. İslam dünyasının tam ortasında 1948’den beri İsrail fiilen terör merkezidir. Bu tarihten önce İslam dünyası için ve Türk-İslam dünyası için daima yıkım ve tahribat merkezi olmuştu. Yahudiler içinde akl-ı selim olanların var olduğuna inanmak istiyoruz.

İran’a gelince; 16. Asırdan beri Osmanlı için fesat merkeziydi. Şia meselesi İslam dünyasının sırtına saplanmış bir hançerdir. Bütün İran topyekûn Şia değildir elbette. İnsan olarak görmek istiyoruz İran’ı ama tarihi düşmanlarımızla işbirliği yapması bizi derin derin düşündürüyor

Hz. Ömer’e ait olan “Adalet mülkün temelidir” vecizesini nasıl anlayalım?

Mükemmel kanunlar yapmak mı yoksa yapılmış olan kanunlara riayet etmek mi?

Bunun cevabı yaşanmış vakalardır ve sevgili peygamberimizi rehber alan bizim Kanunî şahane bir örnektir.

Sefer sırasında arazisi çiğnenen köylünün şikayetini dinleyen Kanunî, “Padişah benim, beni kime şikâyet edeceksin?” diyen köylünün şu cevabı çok muhteşemdir: “Seni kanuna şikâyet ederim.

İşte bizim kaybettiğimiz budur ve aramamız gereken de budur.

“Adil” kelimesi Arapça menşelidir. Kelimenin başındaki “a” harfi İslam alfabesinde elif ile birlikte ayın harfinin mukabilidir. Yani “a” sesini uzatarak telaffuz ederiz. Latin alfabesinin kifayetsiz olması sebebiyle ses arşivimiz sayesinde çözüm bulmaya çalışıyoruz. Adil demek, tepeden tırnağa adaletli demek değildir. Adaletli tarafı ağır basan anlamına gelir. Yani “adaletli” demek hiç hata yapmaz demek değildir. Yetişme tarzı, memleketin iklimi, ruhen beslenilen kaynaklar ve birlikte olduğumuz çevre sizi/bizi ya adaletli yapar veya adavetli yapar.

Dostu, eski olmayanın eski dostu olmaz.

Eski dostu olmayanın vefası yoktur.

Vefası olmayan güven vermez.

Güven vermeyen gönül alamaz.

Gönül alamayan “bireyselleşir”.

“Birey” hale gelen fert olmaktan mahrum olur.


© İstiklal