İran Kan Kaybetti, Ama ABD-İsrail Eksenine Karşı Kazanıyor
ABD ve İsrail bu 40 günlük savaşta İran’ı yerle bir edebileceklerini düşündü. Ancak İran’ın devasa insani bedellere rağmen ayakta kalması bir zaferdir. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile iki haftalık ateşkes konusunda anlaştığını söylemesinin ardından insanlar 8 Nisan’dan beri İran’ın kentlerinde toplanıp, “ Hepimiz İranlıyız”. “ABD ve İsrail’in uyguladığı kabadayı mantığın başarısızlığına tanıklık eden İranlılarız” “Bu mantık tek ve kaba bir önermeye dayanır” gibi” slogan atıyorlar. Kuşkusuz bu süreçte İran devlet ve aparatları İran halkının mobilize olmasın da dini ve iletişim enstrümanlarını çok iyi kullandı. Ayrıca 12 günlük savaştan iyi ders çıkarılıp, hem propaganda hem askeri savunma ve saldırı sürecini çok iyi yönettiler. Özellikle Rusya ve Çin katkısı yadsınamaz.
ABD-İsrail ekseni uzun zamandır güç ve zorlamanın sonunda İranlıları egemenliklerinden vazgeçmeye ve boyunduruk altına girmeye zorlayacağına inanıyordu. Başaramadılar İranlılar teslim olmayı reddederek, yalnız bir hayatta kalma mücadelesini evrensel bir direniş sembolüne dönüştürdü Haftalardır iki hayduttun bir halkın iradesini tüketmeye çalışma mekanizmasının öngörülebilir işleyişini izledik. Şeytanlaştırmanın ardından endüstriyel katliam makinesinin devreye girdiği tanıdık senaryoyu gördük. Sonra Amerika’nın “başkomutan”ın nezaketi hiçe sayan ve devlet yönetimini kirleten bir tehdit savurduğunu gördük. Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump yalnızca bir hükümeti ya da orduyu tehdit etmedi. İran’daki “medeniyeti” sona erdirmekle tehdit etti. Bu canavarca bir buyruydu. Aynı zamanda şeffaftı. Bu, çaresiz bir adamın umutsuz eylemiydi. Kaybettiğini bilen bir liderin iğrenç çığlığıydı.
Bu yüzden Trump, diplomasiye “deli adam teorisi”yle başvurdu; aklını yitirmiş ve sınırsız yıkım kapasitesine sahip görünerek gururlu bir ülkeyi teslim olmaya korkutabileceğini umuyordu. Başarısız oldu. Yok oluş ihtimali bir çöküşü tetiklemek için tasarlanmıştı. Tahran’daki hayatta kalan liderliğin kaçmasını ve panik içindeki İranlıların boyun eğmesini sağlamak içindi.
Amerikan-İsrail ekseni ölümcül bir yanlış hesap yaptı. Kararlılığın satın alınabilecek ya da kırılabilecek bir meta olduğu yönündeki çürütülmüş yanılsamaya bağlı kalmaya devam ediyor. Bunun yerine İran ve İranlılar dimdik durdu. Beyaz Saray’daki “deli”, zaten yenildiğini iddia ettiği bir rakiple müzakere etmek zorunda kaldı. İran’ın başarısının etkileyici ölçüsü bu meydan okumada yatıyor.
Şimdi de Arap Körfezini abluka altında tutacağını söylüyor. Hattı zatında gelinen noktada savaş müzakeresinin iki temel noktada yani Hürmüz’ün kontrolü ve İran’ın Nükleer kapasite üzerine düğümlenmesi savaşın çıkış sebebini de göstermektedir. İki haydut devlet ’ten ABD (Siyonist ve Evanjelist yapı) bu savaşla hem İran’ın elindeki kapasiteyi yok etmek hem de Körfez enerjisine el koymayı; İsrail ise büyük İsrail inşa etme bağlamında Lübnan topraklarını işgal etmeyi amaçlamışlardır. Great ABD ve İsrail için büyük bir kurgu yapılmış. Bu planın yerel aparatı olarak da Körfezdeki Araplar ve Kürt yapıları hesaplanmış Ancak Türkiye ve Pakistan gibi devletler şimdilik bu yerel aparatların planlanan projede yer almasını önlediler.
