MESLEĞİN ADI VAR, "GAZETECİ" GÜVENCESİ YOK...
Türkiye'de medya emekçilerinin görünmeyen mücadelesi ve genç gazetecilere bırakılan miras
Türkiye'de medya üzerine konuşulduğunda genellikle ekranlardaki yüzler, siyasi tartışmalar, reytingler veya yayın politikaları gündeme gelir.
Oysa ekranın arkasında konuşulmayan çok daha büyük bir hikâye vardır.
Bu hikâye; kameramanların, editörlerin, kurgu operatörlerinin, yönetmenlerin, reji ekiplerinin, ses teknisyenlerinin ve binlerce medya emekçisinin hikâyesidir.
Ve ne yazık ki bu hikâye uzun yıllardır hak ettiği ilgiyi görmemektedir.
Son yirmi yılda medya sektörü yalnızca ekonomik ve teknolojik dönüşüm yaşamadı. Aynı zamanda ciddi bir mesleki kimlik kriziyle karşı karşıya kaldı.
Özellikle 2010 sonrasında medya çalışanları yaptıkları işlerle değil, çalıştıkları kurumların siyasi kimlikleri üzerinden değerlendirilmeye başlandı.
"Sen şu kanalda çalışmışsın."
"Sen bu görüşe yakınsın."
"Sen karşı tarafta görev yapmışsın."
Bu cümleler zamanla sektörün görünmeyen referans sistemine dönüştü.
Oysa bir kameraman görüntü çeker.
Bir editör haber düzenler.
Bir yönetmen yayını yönetir.
Bir kurgu operatörü görüntüleri işler.
Mesleklerini yerine getirirler.
Çalıştıkları kurumun yayın politikalarını belirleyen kişiler çoğu zaman onlar değildir.
Ancak bedeli çoğu zaman onlar öder.
Bu durum yalnızca bireysel mağduriyet üretmiyor.
Aynı zamanda meslek kültürünü de aşındırıyor.
Çünkü insanlar meslektaş olarak değil, siyasi kampların temsilcileri olarak görülmeye başlıyor.
Bunun sonucunda dayanışma kültürü zayıflıyor.
Ortak mücadele alanları daralıyor.
Mesleki haklar geri plana itiliyor.
Ve tam bu noktada yıllardır konuşulmayan daha büyük bir sorun karşımıza çıkıyor:
Türkiye'de medya........
