menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Müzeye Adanan Ömür: Enver Şengül

26 0
22.09.2026

‘’ Müzeler,geçmişin sessiz tanıkları;onları yaşatanlar ise geleceğin hafızasını inşa edenlerdir’’

İnsan,sahip olduğu makamla değil,ardında bıraktığı eserlerle anılır. Kendisine verilen görevi yalnızca bir sorumluluk olarak görmeyip bir gönül meselesine dönüştürenler,sessizce çalışır,sabırla üretir ve gelecek nesillere silinmeyecek izler bırakırlar.

İşte bu insanların güzel örneklerinden biri de kendine has şahsiyeti, mütevazı duruşu, bitmek bilmeyen çalışma azmi ve kültürel mirasımıza sunduğu kıymetli hizmetleriyle değerli dostum Enver Şengül’dür.

Edirne’nin tarihine ve kültürel mirasına yıllarını adayan Enver Şengül’ün müzecilik yolculuğu, aslında hiç beklemediği bir görevlendirmeyle başladı. Ancak zamanla bu görev, onun için bir meslekten çok daha fazlasına, bir ömürlük sevdaya dönüştü. Sevgiyle,sabırla ve büyük bir özveriyle verdiği emek sayesinde,geçmişin izlerini geleceğe taşıyan nadide isimlerden biri olmuştur.

İşte bir müzeye adanan ömrün, sabrın, emeğin ve kültürel mirasa duyulan vefanın hikâyesi…

Trakya Üniversitesi’ne 1995 yılında basın ve halkla ilişkiler uzmanı olarak girdi. Üç yıl bu görevde ve iki yıl da Kültür Şube Müdürlüğü görevinde bulunduktan sonra, hiç beklemediği bir anda ve isteği dışında, üniversitenin 23 Nisan 1997 tarihinde kurulan Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’ne müdür olarak atandı.

Öğretmen ve basın-yayın kökenliydi. Kendi alanı olmadığı ve müzecilik bilgisi bulunmadığı için bu göreve gitmek istemedi. Hatta rapor aldı ve bir süre görevine başlamadı. Atandığı göreve gitmediği gerekçesiyle hakkında idari soruşturma açıldı.

O yıllarda müze henüz emekleme çağındaydı. İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği, yataklı tedavi bölümü adı altında şifahanenin içinde güzel bir canlandırma yapmıştı, o kadar. Onun dışında diğer bölümler ya boş ya da amatörce duvarlara çiviler çakılarak tablolar asılmış vaziyetteydi. Medrese bölümü ise tamamen kapalıydı.

Önceleri sadece gazetesini, kitabını alıp odasına gidiyor ve oturuyordu. Bu şekilde yaklaşık bir ay geçtikten sonra, yavaş yavaş ortamın tarihsel ve mistik yapısına hâkim olmaya başlayınca “Burada bir şeyler yapmalıyım.” düşüncesi ağır basmaya başladı.

Bu hareketlenmede, Edirne tarihinin önemli araştırmacı-yazarlarından ve müzenin kurucusu Dr. Ratip Kazancıgil’in büyük etkisi oldu. Engin bilgisi ve Edirne sevdasıyla anlattıkları, onu bu mekânlara sıkı sıkıya bağladı.

Bu kararı aldığı ilk gün müzenin birinci avlusuna çıkarak personeli yanına çağırıyor ve etrafta tarihî ortama yakışmayan ne kadar plastik masa, sandalye, yapay çiçek ve gözü tırmalayan ne varsa çöpe attırıyor.

Enver Şengül’ün ilk icraatı bu oluyor ve 500 yıllık maziye uymayan ne varsa müze sınırları dışına çıkarıyor.

İkinci icraatı, şifahanenin tam ortasında bulunan şadırvanı hayata geçirmek oluyor. Bu noktaya su bağlatıyor, günümüze ulaşmayan şadırvanın bir benzerini yaptırıyor ve suyun buradaki fıskiyeden akmasını sağlıyor.

Hemen ardından bir ses sistemi kuruyor ve Türk tedavi musikisinin makamlarını bulup çaldırarak, asırlar sonra ait oldukları yerde, müziğin şifa olduğu bu tarihî ortamın taş duvarlarında yankılanmasını sağlıyor.

2001, 2002 ve 2003 yılları, onun için müzeyi oya gibi işleme sürecidir. Sergi odalarından çerçevelere, kapılardan kündekârî pencerelere, panolardan temizliğe, bahçe bakımından kokulu çiçeklere varıncaya kadar gece gündüz, hafta sonları ve bayram tatili demeden bir çalışma süreci başlar.

Müzecilik eğitimi almamıştır ama hep kendisini bir müze ziyaretçisinin yerine koyar. Yön tabelaları ve tanıtıcı panolar yaptırır. Altı ayrı dilde tanıtım broşürleri ve tanıtım videoları hazırlar. Yapılan her iş çok beğenilir ve çıtayı bir kademe daha yukarı taşır.

Bununla kalmaz, “Eğitim şart.” diyerek sanat tarihi alanında yüksek lisans eğitimine........

© İstiklal