menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Genelgelerle Gelen Ramazan

19 0
19.02.2026

Ramazan yine bir genelgeyle geldi. Milli Eğitim Bakanlığı, Maarif Modeli kapsamında okullara bir yazı gönderdi. Bu yazıda, Ramazan ayının coşkulu bir şekilde yaşatılması, öğrencilerin bu iklimi hissetmesi için etkinlikler yapılması ve mümkünse çocukların camilere götürülmesi tavsiye ediliyordu. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu, son derece yerinde ve kıymetli bir adımdı. Çünkü eğitim, sadece bilgi aktarma işi değildir; aynı zamanda bir ruh aktarma, bir aidiyet kurma, bir iklim inşa etme meselesidir. Bir toplum, kendi değerlerini yeni nesle aktaramıyorsa, aslında sadece bilgisini değil, geleceğini de kaybediyor demektir.

Fakat bu genelgenin ardından okullarda başlayan manzara, insanı sadece umutlandırmadı; aynı zamanda düşündürdü. Bir anda sınıfları ve koridorları bir süsleme telaşı sardı. Kapılara mahyalar asıldı. Fon kartonlarından minareler yapıldı. Hilaller, fenerler, yıldızlar… Sınıflar arasında adeta bir “Ramazan süsleme yarışı” başladı. En güzel pano… En etkileyici kapı… En estetik köşe… Ramazan, okulların duvarlarında büyüyordu.

Yetmedi… Bu yeni dalga evlere de sıçradı. Çocuk odaları Ramazan temasıyla süslenmeye başladı. Kapılara yazılar asıldı. Pencerelere ışıklar kondu. Evlerin içinde küçük dekoratif Ramazan köşeleri kuruldu. Her yerde bir hazırlık vardı. Her yerde bir görüntü vardı. Her yerde bir temsil vardı. Ama insan, bütün bu manzaraya bakınca şu sorudan kaçamıyor: Biz Ramazan’ı mı yaşıyoruz, yoksa Ramazan’ın dekorunu mu kuruyoruz?

Çünkü Ramazan, hiçbir zaman sadece süslenen bir ay olmadı. Ramazan, süslenen duvarlardan önce, terbiye edilen bir nefisti. Asılan mahyalardan önce, tutulan bir dildi. Kurulan sofralardan önce, kurulan bir vicdandı. Bugün ise belki de en zor sorular tam burada duruyor: Oruçlarımız gerçekten tutuluyor mu, yoksa sadece aç mı kalıyoruz? Midelerimiz oruç tutarken, dilimiz de tutuyor mu?........

© İstiklal