menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR EL

10 0
28.09.2026

Erzurum’un kıraç bir köyünde, rüzgârın hiç susmadığı bir tepenin yamacında dururdu okul. Öyle büyük, gösterişli bir okul değildi. Bahçesi tel örgülerle çevriliydi ama tellerin çoğu yer yer sarkmış, bazı yerleri yılların yorgunluğuyla kopmuştu. Kış geldi mi kar, kapının önünde durmaz; eşikten içeri süzülür, koridorlara kadar uzanırdı. Bazen sınıfın köşelerinde küçük kar yığınları oluşurdu. Sobanın etrafına toplanmış sıralar, çatlak tahta döşemenin üzerinde eğri büğrü dururdu. Duvarlarda sararmış bir Atatürk portresi, kenarları kıvrılmış Türkiye haritaları ve yıllar önce öğrencilerin yaptığı, renkleri solmuş resimler asılıydı. Ama bütün bunlara rağmen okulun içinde bir sıcaklık vardı. O sıcaklığın adı bazen soba, bazen bir öğretmenin sesi, bazen de bir çocuğun arkadaşına uzattığı yarım ekmekti.

Kerim, bu okulda okuyan yetim bir çocuktu. Sabahları annesi erkenden kalkardı. Evin içi daha aydınlanmadan sobayı yakar, küçük mutfakta bir tas sıcak su hazırlardı. Kerim, okula gitmeden önce annesinin eline sıcak su dökerdi. Bu, onun vedalaşma biçimiydi. Annesi her defasında, “Üşütme oğlum.” derdi. Kerim başını sallardı. Sonra kapıyı açar, karın diz boyunu bulduğu yola düşerdi. Ayakları üşürdü, ellerinin parmakları morarırdı, kulakları yanardı. Ama en çok içi üşürdü. Çünkü babası yoktu.

Babası, Kerim’in hayatında hiç kapanmayan bir eksiklikti. Onun yokluğu, evin içinde görünmeyen ama her yerde hissedilen bir sessizlikti. Bazen sofrada annesi iki kişilik yemek koyardı. Bir süre sonra tabağın biri kaldırılırdı. Kerim o anlarda babasının yokluğunun ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlardı. Çocuk aklıyla bazı şeyleri tarif edemezdi. Sadece hissederdi. Babasızlığın nasıl bir şey olduğunu anlatamazdı ama o boşluğu her gün biraz daha büyüterek taşırdı.

O gün sınıfta hava her zamankinden daha soğuktu. Sobaya atılan birkaç parça kömür ateşi canlı tutmaya yetmemiş, sobanın içindeki kızıllık iyice azalmıştı. Çocuklar ellerini üfleyerek ısıtmaya çalışıyor, bazıları montlarını çıkarmadan sıralarında oturuyordu. Kerim ise başını önüne eğmişti. İçinde biriken bazı sözler vardı ama onları kimseye söyleyemiyordu. Tam o sırada kapı açıldı. İrfan öğretmen sınıfa girdi. Üzerinde her zamanki yıpranmış palto vardı. Omuzlarında kar taneleri duruyordu. Çocuklar hep bir ağızdan ayağa kalktı.

— Günaydın öğretmenim.

Kerim biraz geç doğruldu. İrfan öğretmen bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi. Bazen bir öğretmen, çocuğun yaptığı şeyi değil, yapamadığı şeyi........

© İstiklal