Efendiler ve kölelere dair
Bismillahirrahmanirrahim
Eğer bu köşe olmasa şimdiye kadar beni hastaneye yatırmışlardı.
Benim edebiyat anlayışım klasik eleştirel gerçekçiliğin karşısında ne varsa o!
“Ne kadar mücadele edersen et, büyük köpek balığı payını alır ve sen yenilirsin!” mesajlı sinema, roman, hikâyenin karşısına bir şey koymaya çalıştım yıllarca.
İnsan, yaratılanların en şereflisidir!
İnsan, muazzam işler yapmaya muvaffaktır.
İnsan, yaratılmış en büyük melekten daha üst mertebeye çıkabilir.
Hayvandan daha aşağı da düşebilir gerçi ama işin bu kısmıyla hiç ilgilenmedim. Yok saydım. Görmezden geldim.
İnsana ne telkin edilirse o hâle geliyor… Bir de etrafında ne varsa kendi hayatında bunu normalleştiriyor.
Sinema, dizi film sektörü ile ne alıp veremediğim olduğunun sırrı biraz da burada!
Öyle ya; gülme efekti koyup nerede güleceğimize bile karar veren adamlar, beynimize gönderdikleri efektler sayesinde güldüğümüzü düşünmemize neden oluyor, neye yenileceğimize, mücadeleyi ne zaman bırakacağımıza karar veriyorlarsa… Daha nelere karar veriyorlardır Allah bilir.
Neyse, Efendi ve Köle diyorduk…
Yoldaş Hegel diyor ki: Efendi hazretleri, kölesiyle kurduğu ilişkide kendisine sağladığı konfor nedeniyle kölesine öylesine teslim olur ki bir süre sonra köle ve onun sağladığı konfor olmadan hareket edemez hâle gelir.
Yabancılaşma sürecinin başı budur.
Yıllar önce edebiyat derslerinde ve makalelerde yabancılaşma kavramını Yoldaş Marks’ın işçi ve ürettiği mal izahı üzerinden okumaya çalışır, bant sistemi nedeniyle işçinin ürettiği malın bitmiş hâliyle irtibat kuramamasının işçi sınıfında üretimden mütevellit ortaya çıkması gereken haz duygusunu engellediğinin altını çizerek “Mutlu adam kimdir?” sorusuna da “çoban” cevabını verirdik.
Sonra insanın kendi bilincini başka bir bilincin tanıması........
