9 Eylül'ün hatırasına bir Kur'an, üç kılıç ve İzmir'e uzanan zafer yolu
9 Eylül 1922 böyle bir gündür.
O sabah İzmir’e giren Türk süvarilerinin nal sesleri, üç yılı aşkın bir işgalin sona erdiğini haber veriyordu. Hükûmet Konağı’na çekilen Türk bayrağı, bir şehrin kurtuluşunun ötesinde bütün Anadolu’nun yeniden ayağa kalkışının sembolüydü.
Fakat 9 Eylül’e giden yol, İzmir kapılarında başlamamıştı.
Bu yol Sakarya’dan, Kocatepe’den, Afyon’dan geçtiği kadar Türkistan’dan, Buhara’dan, Anadolu’nun köylerinden ve cephe gerisinde son lokmasını ordusuyla paylaşan insanların evlerinden de geçiyordu.
Bu sebeple 9 Eylül’ü gençlere anlatırken bir başka hikâyeyi de hatırlamak gerekir:
Bir Kur’an’ın ve üç kılıcın hikâyesini…
SAKARYA’DAN SONRA DOĞAN ÜMİT
1921 yılı Türk milletinin kader yıllarından biriydi.
Sakarya Meydan Muharebesi günlerce sürdü. Anadolu’nun üzerine çöken büyük tehlike, Türk ordusunun direnişi karşısında gerilemeye başladı. Sakarya’dan sonra milletin gönlünde yeni bir ümit doğmuştu:
Düşman Anadolu’dan çıkarılabilirdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal Paşa’ya Gazi ve Mareşal unvanlarını verdi. Fakat kazanılan büyük zafere rağmen savaş henüz bitmemişti.
Ordu hazırlanmalıydı.
Silaha, cephaneye, yiyeceğe, giyeceğe ve paraya ihtiyaç vardı.
Anadolu yıllardır savaşların içindeydi. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve ardından başlayan Millî Mücadele milletin bütün imkânlarını tüketmişti. Buna rağmen Anadolu insanı elinde ne kaldıysa ordusuyla paylaşıyordu.
Bu mücadele Türkistan’da da yakından takip ediliyordu.
Kırım’dan Buhara’ya, Taşkent’ten Bakü’ye uzanan geniş Türk coğrafyasında Anadolu’dan gelen haberler büyük heyecan uyandırıyordu. İnsanlar Ankara’nın başarısını kendi başarıları, Anadolu’nun acısını kendi acıları gibi görüyordu.
Bu ilginin merkezlerinden biri Buhara Cumhuriyeti idi.
BUHARA’DAN ANADOLU’YA UZANAN KARDEŞ ELİ
Buhara Cumhurbaşkanı Osman Hocaoğlu ve arkadaşları, Anadolu’da yürütülen Millî Mücadele’ye yardım etmek istiyorlardı.
Türkiye’nin maddî imkânlarının son derece sınırlı olduğu biliniyordu. Buhara yönetimi bu ihtiyaca büyük bir yardım kararıyla karşılık verdi.
Buhara Parlamentosu Türkiye’ye yüz milyon altın ruble yardım yapılmasını kabul etti.
Karar büyük bir heyecan ve oy birliğiyle alındı.
Altınlar Moskova üzerinden Anadolu’ya ulaştırılmak üzere yola çıkarıldı. Bu yardımın bir bölümü para, bir bölümü silah olarak Türkiye’ye gönderildi.
Fakat Buhara’dan gelen destek maddî yardımla sınırlı kalmadı.
Asıl unutulmaz hikâye bundan sonra başladı.
ANKARA’YA GELEN DÖRT EMANET
1922 yılının ilk günlerinde Buhara’dan Ankara’ya bir elçilik heyeti geldi.
Heyetin beraberinde getirdiği armağanlar arasında dört emanet dikkat çekiyordu:
Timur’a ait olduğu belirtilen bir Kur’an-ı Kerim ve üç kılıç.
Bu armağanların gönderilmesinin derin bir anlamı vardı.
Türkistan’dan gönderilen mesaj açıktı:
Anadolu’nun mücadelesi, uzak coğrafyalarda yaşayan kardeşlerin de mücadelesiydi.
Buhara heyeti Gazi Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğünde bu emanetlerin niçin gönderildiğini anlattı.
Üç kılıçtan biri Mustafa Kemal Paşa’ya, biri Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’ya verilecekti.
Üçüncü kılıç için ise çok farklı bir dilek vardı:
İzmir’e ilk giren Türk birliğinin komutanına verilecekti.
Daha İzmir işgal altındaydı.
Daha Büyük Taarruz başlamamıştı.
Daha Türk ordusunun önünde aşılması gereken dağlar, geçilmesi gereken ovalar, yarılması gereken düşman hatları vardı.
Fakat Türkistan’dan gönderilen üçüncü kılıcın sahibi sanki gelecekte bekliyordu.
Kim İzmir’e ilk girecekti?
Kim Türk bayrağını yeniden İzmir semalarında dalgalandıracaktı?
Bunu henüz kimse bilmiyordu.
7 Ocak 1922’de Mustafa Kemal Paşa, Buhara heyetini Türkiye Büyük Millet Meclisine takdim etti.
Kur’an-ı Kerim ve kılıçların taşıdığı anlamı milletvekillerine anlattı.
Buhara halkının gönderdiği Kur’an’ın hak dini, kılıcın ise hak uğrunda mücadele eden kuvveti temsil ettiğini ifade etti.
Ardından üçüncü kılıcın İzmir’e girecek kahramana........
