menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Feyfâ-yı Taharrî

3 0
29.07.2026

Gözümden Gitmiyor Bir Dem Hayalin… Ankara manzaralı yüksekçe bir balkonda bana Hacı Arif Bey’in bu şarkısı eşlik ediyor. Bir süredir okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler haricinde gündemimi işgal eden bir şey olmadan bu balkonda oturuyorum. Kitaplar beni bazen Bağdat’ın dekadan ve şaşalı yıllarına bazen bir imparatorluğun yıkıldığı İstanbul’un bizanten semtlerine sürüklüyor. Dün Haçlı seferlerini hayal ederken bugün bir hac yolculuğunu dinliyor, hırsları etini kemiren bir gencin veya orta yaş krizinden çıkmaya çalışan bir Amerikalının çabalarını izliyorum. Bütün bu renkler, sesler, maceralar, hırslar, aşklar, seçimler ve vazgeçişler bana tek bir şeyi hatırlatıyor: Çöl.

Vakıa, çölle olan fiziksel temasım yıllar önce Wadi Rum’da geçirdiğim birkaç günü tecavüz etmiyor. O zamanlar çöle dair bir fikrim elbette yoktu. Pikapların kasalarında kısa bir safari, akşam Arapların çeşit çeşit pilavlı-tavuklu yemekleri, arkadaşlarla biraz yürüyüş-tırmanış ve yıldızlar. Yaptığımız gece yürüyüşünde hocamız yıldızları seyrettirmiş, âlemin genişliği ve güzelliğinden bahsetmiş, kısa konuşmasını bizleri yaratanın yüceliği ve güzel sıfatlarıyla noktalamıştı. O zaman da bu meseleleri konuşmak için çölün en uygun yer olduğunu hissetmiştim ama ortada büyük bir tezat yok muydu?

Yaratılanlar arasında öyle güzellikler gördüm ki her bir ayrıntıda inanılmaz bir dikkat ve özen kendisini gösteriyordu. Tek maşukamız Boğaz, Adriyatik sahilleri, İsviçre Alpleri, ince çiçekler, heybetli ormanlar ve bir gerdanlığın taşları gibi doğudan batıya dünyayı saran şehirler… Barî Teala’nın kudret ve hikmeti, rahmet ve cemali bu eserlerinin her çizgisinde parlıyorken çöl gerekli ihtimamı görmemiş gibi değil mi? Sanki haşa, “burası da kum olsun” denivermiş gibi ve koca kıtalar bu tek sözden başka iltifat görmemiş gibi… Böyleyken ortada büyük bir tezat olduğunu düşünmekte haksız mıyım?

Mehmet Akif, vurgunu olduğum “Necid Çöllerinden Medine’ye” şiirinin girişinde bize bir çöl tasvirinde bulunuyor:

Nâr-ı beyzâ mı nedir, öğle zamanında güneş? Tepesinden döküyor beynine âfâkın ateş! Yıldırım yağmuru şeklinde inen huzmesine, Siper olmuş yanıyor çöldeki çıplak sîne. San’atin sırrını ressâm-ı ezelden okuyan; Rûh-i ma’sûmu bütün hilkati kendinde duyan; Şimdi yerlerde şafak, şimdi bulutlarda bahar; Şimdi tûfân-ı ziyâ, şimdi köpük, şimdi buhar; Şimdi, mahmûr-i tefekkür, uzanan enginler; Şimdi yalçın kayalar, şimdi oyulmuş inler; Şimdi dalgın dereler, şimdi zılâl ummânı; Şimdi bir vâha çizen; şimdi bütün elvânı Toplayıp mâvi elekten geçirirken, üryan Kumların üstüne bin türlü bedâyi’ dokuyan O güzel sîne, o çöl, şimdi ne korkunç oluyor: Bir cehennem ki uzanmış, dili çıkmış, soluyor!

Nâr-ı beyzâ mı nedir, öğle zamanında güneş? Tepesinden döküyor beynine âfâkın ateş! Yıldırım yağmuru şeklinde inen huzmesine, Siper olmuş yanıyor çöldeki çıplak sîne. San’atin sırrını ressâm-ı ezelden okuyan; Rûh-i ma’sûmu bütün hilkati kendinde duyan; Şimdi yerlerde şafak, şimdi bulutlarda bahar; Şimdi tûfân-ı ziyâ, şimdi köpük, şimdi buhar; Şimdi, mahmûr-i tefekkür, uzanan enginler; Şimdi yalçın kayalar, şimdi oyulmuş inler; Şimdi dalgın dereler, şimdi zılâl ummânı; Şimdi bir vâha çizen; şimdi bütün elvânı Toplayıp mâvi elekten geçirirken, üryan Kumların üstüne bin türlü bedâyi’ dokuyan O güzel sîne, o çöl, şimdi ne korkunç oluyor: Bir cehennem ki uzanmış, dili çıkmış, soluyor!

Acaba bu renkleri eleyen; bir ışık tufanı, bir bahar, dalgın bir dere suretlerine bürünen hakikaten çöl mü yoksa çöl bunları içinde barındırmasa da sunduklarıyla diğerlerini aratmayan bir yer mi? İkincisine yürekten evet diyecek insanların sayısı hiç az değil. John Steinbeck köpeği Charley ile yaptığı uzun Amerika seyahatini anlattığı kitabın Majove ile ilgili bölümünde çölün varlığın yoklukla, canlının cansızla olan savaşının son........

© İnsaniyet