menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Bozkır Masalı ve Dönüş Sancısı

20 0
27.08.2026

Kuşlar yuvalarına, sular okyanuslara doğru akar; peki ya ruhunu tutsak etmiş modern insan nereye akar?

Herkesin zihninde, kalbinde ya da hatıralarında kaçıp sığınmak istediği gizli bir vatan, dönmek istediği bir ata ocağı mutlaka vardır. İnsan ne kadar uzaklara giderse gitsin, hangi medeniyetlerin debdebesinde kaybolursa kaybolsun, o ilk toprağın kokusu ruhunun derinliklerinde tütmeye devam eder.

Erdenebileg Ganbold’un The Steed (Rüzgâr Atı) filminde izlediğimiz o büyüleyici sahne, tam da bu felsefi derinliğin en somut sembolüdür: Tayın (Paslı), anasının karnından dünyaya gelirken ağzında bir avuç vatan toprağıyla doğuşu. Bozkırın yalın ve sert atmosferinde, doğumun o mucizevi anında cereyan eden bu olay, sıradan bir biyolojik tesadüf olarak geçiştirilemez. Filmde dile getirilen şu içten aktarım, bu mistik bağı gözler önüne serer:

“Kahverengi atın ağzında doğan bir parça toprakla başladı vatanım. Paslı, bana vatanımın önemini ve ne kadar yeri doldurulamaz olduğunu öğretti. Atım, vatanım ve hayallerim daima gönlüme en yakın yerde duracak… Toprak, sadece bir parça toprak! Ama yine bu bir parça toprak sayesinde Paslı ve ben ayrılmaz dostlar olduk ve yeniden buluştuk.”

O toprak parçası, atın bu kâinatla yaptığı ilk mukavele, doğduğu coğrafyaya mühürlediği sadakat ve vefa yeminidir. Savaşların yıkıcı rüzgârları, sınırların çizdiği keskin çizgiler, yabancı ellerin uzattığı çıkar zincirleri ve demir iradeli yönetimlerin getirdiği sürgünler dahi bu mührü söküp atmaya yetmez. At, nice yabancı diyarda kırbaçlanırken, satılırken ya da fırtınalara direnirken direncini ve kimliğini o ağzındaki ilk toprağın hafızası ile ayakta tutar. Rüzgâr her estiğinde doğduğu vadinin, soluduğu ilk baharın........

© İnsaniyet