“Semadirek Uğulduyor” Üzerine Yunus Uslan ile Söyleşi
Adet olduğu üzere, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1994 Ankara doğumluyum, aslen Çanakkaleliyim. Mütevazı bir kütüphanesi olan bir evde yetiştim. 2017 yılında TOBB ETÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Özel bir mühendislik şirketinde yönetici olarak çalışıyorum.
Kitabın isminden itibaren kendisini hissettiren o “uğultu” hâli, yalnızca fiziksel bir ses değil; âdeta metnin karakterlerinden biri gibi. Hikâyelerinizde “Semadirek’in Uğultusu”, hakikati örten bir gürültü müdür, yoksa karakterlerin kaçamadığı içsel sessizliğin dışavurumu mu? Uğultu, bu metinlerde neyin üzerini kapatıyor, neyi açığa çıkarıyor?
Burada iki ayrı uğultudan bahsettiğimizi söyleyebiliriz.
Bunlardan ilki, uğultu denilince çoğumuzun zihninde canlanan ilk anlam: Boğuk, karmaşık, anlaşılması zor bir gürültü… Modern hayatın üzerimize boca ettiği o narkotik uğultu tam da böyledir. İnsanın hem kendi içindeki hakikati hem de kâinattaki işaretleri duymasını engelleyen uyuşturucu bir gürültü… Modern insanın bitmek bilmeyen bunalımı, belki de çözümü bulamamasından değil; bunca gürültü ve görüntü arasında cevabı duyamamasından ve görememesinden kaynaklanır.
İkincisi ise modernitenin hakikati örten bu gürültüsünün karşısında duran Semadirek’in uğultusudur. O, insanı durup soluklanmaya, kulak verip duymaya, bakıp görmeye çağıran müspet bir davetin sesidir. Bu uğultu, doğrudan bir şeyin üzerini kapatmaktan ya da bir şeyi açığa çıkarmaktan ziyade, aynı soruyu dönüp kendi içimize sormamız gerektiğini bize hatırlatır.
“Semadirek Uğulduyor” ve “Mehabet Hanım’ın Pelerini” hikâyelerinde modern olana dair kendiliğinden doğmuş bir gerilim söz konusu. Bunlar, kentleşme eleştirisinin en yoğun hissedildiği hikâyeler olarak da tanımlanabilir. Modern insanın bunalımlarıyla yazarlığınızı ortak bir bağlamda düşündüğümüzde neler söylemek istersiniz?
Soruya dilin ve kavramların imkânlarıyla yaklaşmak faydalı olabilir. Nitekim etimolojik olarak bakıldığında “modern”, en yalın hâliyle şimdiye, içinde bulunulan ana, güncel olana işaret eder. Ancak bir düşünce biçimi ve yaşam tarzı olarak modernite, şimdiyi ifade etmekten çok daha öte bir iddiadır; insanın kâinatla, zamanla, mekânla ve nihayetinde kendisiyle kurduğu bağı kökten dönüştüren felsefi bir kırılmadır.
Bugün hepimiz bu “şimdi çağı”nda yaşıyoruz; modernitenin sunduğu imkânları ve araçları kullanıyoruz. Dolayısıyla bunalım, modern insanın kaçınılmaz bir gerçeği olarak yanı başımızda duruyor. Nitekim bahsettiğiniz hikâyelerde bu baskının yansımaları mevcut.
Ancak bu bunalımı, insanı ezip geçen, çaresiz ve katı bir karamsarlıkla ele almamaya gayret ediyorum. Çatışmanın varlığı doğru. Fakat bu gerilimi bir son olarak değil, aksine insanın kendi hakikatine dönmesi için bir imkân veya uyaran olarak görüyorum. Mehabet Hanım’ın sarayını terk etmeyişindeki asalet de Semadirek’in uğultusuna kulak vermek de bu imkâna işaret ediyor.
Özellikle Çanakkale ve kıyı kasabaları ana mekân olarak dikkat çekiyor. Taşra, sizin için bir kaçış ya da kurtuluş alanı olarak değerlendirilebilir mi?
Taşrayı bir kaçış veya kurtuluş alanı olarak gördüğümü söyleyemem. Günümüzde pek çok genç öykücünün belki de hiç deneyimlemediği, kokusunu solumadığı bir........
