Rahmân’ın Misafirleri
İnsan kendine yük olanda, Yetinemediğine yetişemediğin anda, Ruhun bir mikat ve miad aradığında, Kutlu bir davet yetişir imdadına. Hicranın döner o dem sürura. Yüz sürmek için niyaz eylersin Hârimi Pâkine, Titreyen gönülle mübarek bir sefer başlar arzın kalbine, Bomboş ellerle asırlık hasretin yüreklerde. Varlığa yol bulmak için koşarsın maksuda. Layık olmasak da Rahman’ın misafiri olmaya, Ye’si bırak artık! Umudu ve kulluğu doldur azığına.
Âdem babamızın evlatlarına, Şükür ve niyazla düşmek yaraşır baba ocağının yoluna. Sanki bir mahşer, sıyrılmış âdemoğlu benliğinden, Avam, malik memlük; Acem, Türk yekpare olmuş bu mahşeri meydanda. Lebbeyk Allahümme Lebbeyk! Ne büyük nimet Ya Rab! Bu yüce davete erişmek. Döndükçe, dal budak salarsın fezaya, Ardında bıraktığın ne varsa unutursun o anda, Döndükçe kavrulursun ne vakit kalır ne mekân, Bir sen kalırsın bir de Beytullah bu cihanda. Ve acziyetin dile geldiğinde iliklerinde, Mazhar olursun Rabbimizin lütüf ve ihsanına.
Rahmanın Beytini temaşa eyleyip çağlar sineler, Nur’a gark olmuş bin bir lehçe ve niyaz, Dürri gevher misali bir cümle Müslüman, Nuru beyza mıdır Ya Rab! Zemininde pervane eyleyen? Umman icre kalmış mahiler gibi, Dalarsın rahmeti Rahman’a. Rahman’ın misafirlerine artık ne gam, Ermiş nice hikmete menzili asuman. Sonra başını kaldırıp bakarsın gülzara, Kapkara bir nur........
