Namaz Kılmayan Kişi Allah’tan Korkuyor Mudur?
Şöyle bir soruyla karşılaştım:
“Sana ‘Namaz kılıyor musun?’ diye soruyorlar; ‘Allah’tan korkuyor musun?’ diye sormuyorlar!”
Sorunun açıklımı da şöyle yapılmış:
“Bu söz, dinin şekilsel yönleri ile ahlaki ve vicdani boyutu arasındaki farkı vurgulayan güçlü bir eleştiridir. …. eserlerinde de sıkça rastlanan bu yaklaşım, insanın dış görünüşünden çok kalbine, davranışlarına ve vicdanına odaklanır.”
(Not: Maksadımız kişiler değil, bir konuya açıklık getirmek olduğu için sözü edilen yazarın ismini kapattım).
Bunun üzerine yazının başlığındaki soruyu sorma ihtiyacı hissettim. Başlıktaki soruyu şöyle de ifade edebiliriz: “Allah’tan samimi bir şekilde korkan kişi namazını ihmal edebilir mi?” “Namaz ile Allah korkusu birbirinin alternatifi midir?” “Namaz ile Allah korkusu birbirinden ayrıştırılabilir mi?”
Klasik felsefenin kadim açmazı insanı ruh ve beden diye ikiye parçalaması, bedeni ihmal ederek insanın özünün ruh olduğunu iddia etmesidir. Bu parçalama tepkisel ve aşırılık olmak üzere iki sonuç doğurmuştur: Materyalistler tepkisel olarak insanı tümüyle bedene indirgemiş, spiritüalistler ise aşırıya kaçarak ruha indirgemişlerdir. Neticede maddeciler ruhu ve maneviyatı tamamen inkâr etmişler, hatta bazıları tüm değerlerin inkârına kadar işi götürmüşlerdir. Ruhçular ise dine paralel ve alternatif adımlar atmaya ve dinden bağımsız maneviyat olabileceği iddiasını ileri sürmeye başlamışlardır. Her ikisinin ortak noktası dinden bağımsız değerler ve etik adı altında ahlak oluşturulabileceği iddiasıdır.
İnsana yönelik bu parçalayıcılık ve indirgemecilik kalp ile davranışı, akıl ile vicdanı, duyularla duyguları, şekille muhtevayı birbirinden koparmıştır. Aslında bu yaklaşım, gerçeği bir bütün olarak kavrama yerine, parçayı bütün gibi gösterme ve bunun üzerinden bir algı oluşturma çabasıdır. Bu algı “benim kalbin temiz, duygularım samimi, içim ak pak, vicdanım rahat” gibi eskilerin “kerameti kendinden menkul” diye nitelediği kendi kendine değer biçen veya kendini aklayan bencil tipler doğurmuştur.
Bir kişinin Allah korkusuyla namazı karşı karşıya getirip sanki biri diğerinin alternatifiymiş gibi göstermesi de aynı kategoriye girer.
Temsille anlatırsak yukarıdaki soru şuna benzer: Bana “vergini veriyor musun?” diye soruyorlar, “devletten korkuyor musun?” diye sormuyorlar. Vergisini vermeyen kişinin devletten korktuğu iddiası ne kadar samimidir? Halbuki samimiyetin göstergesi, yükümlülüğün yerine getirilmesidir. Böyle karşılığı olmayan ve davranışa dönüşmeyen söylemlere Anadolu insanı “kuru kuru kurbanların olayım” sözüyle mukabele eder.
Allah korkusundaki samimiyet de şekil ve esasa uygun bir şekilde emir ve........
