Kur’an Dersleri ve Hafızlık Üzerine “Hafız-ı Kur’an’ın; muhafızı Kur’an olur.”
Devlet-i Aliye’nin kurucusu olan Osman Gazi’nin Yüce kitabımıza olan saygısı meşhurdur. Geceyi geçireceği odada bulunan Kur’an’ı Kerim’e hürmeti sebebiyle görmüş olduğu rüya büyük Osmanlı Devleti’nin müjdecisi olmuştur.
Bir hafızlık hocam vardı, (Allah gani gani rahmet eylesin) akademik olarak tahsilli, diplomalı birisi değildi ama biz öğrencileriyle orijinal diyaloglar kurar ve Kur’an’ı ezberletmenin yanında onun ahlâkını ve ahkâmını öğretmek için gayret gösterirdi.
Ezber dinletmeye gittiğimizde hemen derse geçmezdi hocamız. Bizimle konuşurdu, sağlığımızı, moralimizi, sıkıntımızı sorardır. Her türlü sorunumuzla ilgilenir, nasihat ederdi. Biz öğrencilerine bir hayat muhayyilesi kazandırmaya çalışırdı.
Mesela bendenizin üzerinde öyle bir etkisi vardı ki “çalışmadığım ve dersimi yapmadığım zamanlarda…” diye bir cümle kuramıyorum zira onun karşısına “dersimi yapamadım” diyerek çıkmaya utanır ve tüm gücümle dersimi yapmaya gayret ederdim ve yapardım. Dersini veremeyenlerle uzun uzun konuşurdu, çalışmamaları sebebiyle neleri heba ettiklerini, zamanı neden boşa geçirdiklerini üslubunca anlatırdı. Bir psikoloji tahsili yoktu ama adeta bir psikolog gibi yüreğimize dokunan konuşmalar yapardı.
Bir keresinde çoraplardan top yapıp mescitte minyatür kale maç yapıyorduk. (Bu şekilde top oynamak hafızlar arasında meşhurdur.) O gün ben dersimi vermiştim ama diğer arkadaşların çoğu dersini verememişler. O da bu kızgınlıkla öğle arasında sınıfa geldi. Bizim sınıfımız o zamanlar aynı zamanda mescit olarak kullanıldığından havalandırılması gerekiyordu. Talebeler ter içindeydiler. Hocamın karşısına bu şekilde çıktığım için kendimden utanmış ve uzun süre bunun etkisinden kurtulamamıştım.
Biraz evvel söylediğim gibi hocamız o zamanlarda dersi dinledikten sonra veya önce hayata ve gündeme dair bizimle birebir konuşmalar yapardı. Bu konuşmalarında hafızlığın öneminden, okumuş olduğumuz ayetlerin manalarından, Peygamberimizin örnek ahlakından bahseder ve bizi hayata adeta hazırlardı.
Mesela aklımda kaldığı kadarıyla şu cümleler onun ifadeleridir:
“Kur’an’ı Kerim’de Rabbimiz “Kur’an’ı indirdik onu koruyacak olan da biziz” buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) de muhtelif rivayetlerde belirtildiğine göre hafızlara yani Kur’an’ı muhafaza edecek olanlara ve onların ebeveynlerine ahirette çeşitli nimetlere nail olacaklarını, hafızların anne ve babalarına Rabbimizin cennette taç giydireceğini müjdelemiştir.
Ayetleri ezberleyen, yaşayan ve başkalarına da anlatan hafızlar kendilerine Allah’ın bir lütfu olan bu şerefli vazifeyi en güzel şekilde üzerlerinde taşımaları gerekir. Bunun yanında yine kendilerine bahşedilen bu müstesna makamın yani hafızlığın üzerinde dünyevi hiçbir şeyi görmemeleri önemli bir hususiyettir.
Kişi hafız olmuş ama bu kutsal vazifeyi dünyevi bir takım mevki ve makamlara değişiyorsa, maazallah Kur’an’ın hadimi olmayı zihnen bile olsa hafife alarak gözünü başka şeylere dikip şan, şöhret, para hırsına kapılarak yüklenmiş olduğu Kelamullah’a hizmeti adeta görmezden geliyorsa bu tehlikeli bir durumdur. O kişi hemen bu yanlışından dönmeli ve tövbe etmelidir.
Sen eğer şu anda buradaysan, zamanını Allah’ın kelamını ezberlemekle geçiriyorsan, bir nevi seçilmişsin demektir. Çünkü hafızlık her kula nasip olmaz, diyelim ki nasip oldu fakat sorumsuz davranarak bunun yükünü kaldıramadın o zaman da Kur’an gene seni terk edecektir.”
Hafızlık yaptıktan sonra aradan yıllar geçmişti. Liseyi bitirip üniversite sınavına girdim ve sıra tercihlere gelmişti. O zamanlar tercihler sonuçlar açıklanmadan yapılıyordu. Ben de neyi tercih edeyim diye araştırırken rahmetli babam devreye girdi ve bana adeta vasiyet gibi bir nasihat etti.
-Oğlum, Allah sana Kur’an’ı hıfzetmeyi nasip etmiş sen şu anda Kur’an ilimleri dışında hiçbir okula talip olmamalısın. Eğer başka bir bölüme gidersen hayatının yanlışını yaparsın.
-Hukuk diyorlar, söyle bana Kur’an’dan daha üstün hukuk olabilir mi? Sen Kur’an’ı hangi beşerî sistemle, hangi yasa, hangi anayasa ile kıyas edebilirsin? Bugün insanlığın içerisinde bulunduğu buhranlar Kur’an’ı anlayamamaktan ve yaşayamamaktan kaynaklanmaktadır.
-İlahiyat fakültesine gideceksin, hamili olduğun Kur’an’ı daha iyi öğrenerek hadimi olacaksın. Onun ahkâmını, ahlâkını bilmek ve insanlığa bildirmek maksadıyla ilahiyat fakültesine gideceksin.
Rahmetli babam aslında beni büyük bir kafa karışıklığından ve yanlış yapmaktan kurtarmıştı. Onun bu konuşmasından sonra ilahiyat fakültesine gitmeye karar vermiştim.
Hem Kur’an Kursundaki hocamın ve hem de medrese mezunu merhum babamın dile getirmiş oldukları bu önemli vizyonun eğitim ve din eğitimi konusundaki tüm paydaşlarda olmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.
Hafızlık önemli bir eğitimdir. Fakat anasınıfından başlayarak, temel eğitim süreçlerinde de Kur’an eğitimlerinin olması çocuklarımızın Kur’an’a olan yönelimlerini artıracaktır. Bunun için de anasınıfı ve ilkokul döneminde müfredata Kur’an dersi konulmalıdır.
2013 yılında anasınıfı ve değerler eğitimi başlıklı, anasınıflarında değerler eğitimi dersinin olması gerektiğine dair Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliği 6. Madde (a) fıkrasına atıfla bir yazı kaleme almıştım. Aynı yönetmeliğe tekrar baktığımda gözlerime inanamadım. Zira 2015 ve 2019’da yapılan değişiklik ile bu değerli madde berhava edilmişti. Neyse ki Milli Eğitim Temel Kanunu kapsamına milli ve manevi değerler hem de 1. Madde olarak koyulmuş. Buradan hareketle atılması gereken bazı adımlar bulunmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın 4-6 yaşlara hitap eden Kur’an eğitimleri mevcuttur lakin bu yeterli değildir. Eğitimde fırsat eşitliğinin olduğu bir ülkede tüm anasınıflarında Kur’an eğitimi olmalıdır. Diğer yandan bu çalışmaları tekâmül ettirecek olan 7-10 yaş Kur’an eğitimlerine de ihtiyaç bulunmaktadır. Zira küçük yaşlarda verilen bu eğitimlerin unutulmadan devamı önemlidir. Bunun için de en azından şimdilik ilkokullarda tercihli bir şekilde Kur’an derslerinin verilmesi gerekmekte olup Millî Eğitim Bakanlığımızın bu konuda çalışma yapmasının lüzumunu ifade etmek istiyorum.
İnsanlığın derin buhranlarla, krizlerle boğuştuğu bir dönemde Kelamullah’ın sesi ilkokullarımızdan neden esirgeniyor ki… Esasen Millî Eğitim Bakanlığı herhangi bir ayrım yapmadan eğitimin her sürecine Kur’an dersini dahil etmelidir.
Özellikle temel eğitimin üzerine bina edilecek olan hafızlığın ise fevkalade yerinde olacağını düşünüyorum.
Hafızlık yapmak büyük özveri ister. Hafızlık bir talebenin hocası ile iki-üç sene boyunca rûberû vakit geçirmesi demektir. Bu sâfi bir ezber çalışması olarak algılanmamalı; hocanın edebinin talebeye geçtiği ve Kur’an ahlakının öğrencide yaşatıldığı bir eğitim sürecidir/olmalıdır. Bu bakımdan hafızlıkta hocalar da çok önem arz etmekte olup, bu hocalar yetkin, pedagojik formasyon sahibi, hoş görülü, idealist, ufku geniş, mütebessim kişilerden seçilmelidir.
Diyanet İşleri Başkanlığı hafızlık eğitiminin yapıldığı kursları modern ve nezih olarak çok iyi teşekkül ettirmelidir.
Kurslarda psikolog-rehber öğretmenler bulunmalıdır. Kursların, spor hocaları, sportif aktiviteleri olmalıdır. Hatta hafızlık yapan çocukların ebeveynleri de unutulmamalı, gerekiyorsa onlara psikolojik destek ve motivasyon da sağlanmalıdır.
Ezberleme usulleri, koro halinde okuma ve ezberleme, farklı mekanlarda ortak ya da bireysel ders çalışma gibi ezberlemeyi kolaylaştıran, destekleyen yöntemlere kafa yorulmalı ve bunlar titizlikle uygulanmalıdır.
Hafızlığı bitiren bir öğrenci taşıdığı ağırlığı, yüklendiği misyonu ile parlayan, ahlakı ve ahkâmı ile yaşayan bir Kur’an olmalıdır. Hafız hayatı sevmeli, mutlu, iletişim gücü yüksek, özgüvenli olmalıdır. Hafız olan öğrenci okuduğu bazı ayetlerin anlamını, hikmetini bilmeli ve bunları da bir topluluk ile paylaşabilmelidir.
Başarısız öğrencilerin kurslara gönderildiği, “hiçbir şey olamadı bari hafız-hoca olsun” yaklaşımı Rabbimizin kelamını tahfif etmek anlamı taşır maazallah… Ayrıca hafızlık yaptırıyoruz diyerek asabi, morali bozuk, hayata küsmüş, kırılgan, asosyal kişileri yetiştiriyorsak büyük vebal altındayız demektir.
Ülkemizde ne yazık ki hafızlık oranı çok düşüktür. Bunu artırmanın yolu onu desteklemekten ve cazip hale getirmekten geçmektedir. Bunun için de yerel yönetimler, vakıflar, dernekler, hayırseverler inisiyatif almalıdırlar. Rahle başında yıllarını geçiren yavrumuza birtakım teşvikler yapılmalıdır. Umre, Kudüs, özel mekanları ziyaret-gezi imkânları vb. ödüllendirmeler hafızlarımız için düşünülmelidir.
Hafızlık yapan bir öğrenciyi en az bir sene yurt dışına Arapça eğitimi için göndermek gerekir ki bu sayede Kur’an’ı anlamaya daha da aşina olsun. Hafız öğrencilere üniversiteye girişte kendi alanlarını seçtiklerinde ek puan verildiğini zannediyorum, lisansüstü eğitimlerde de bazı imkanlar-öncelikler tanınmalıdır.
Diğer yandan, hafız olmak için yola çıkan, uzun sure Kur’an talebeliği yapan fakat hafızlığını bitiremeyen öğrenciler de ihmal edilmemelidir. Netice itibariyle Kur’an’ı doğru okuyabilmek, pek çok bölümünü ezberlemiş olmak da önemli bir meziyettir. Çeşitli derecelendirmelerle onları sertifika sahibi yapmak Kur’an eğitiminde hem teşvik edici olacak hem de süreğenliği sağlayacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız işin erbaplarıyla yapacağı çalıştay vb. programlar ile bu konuda bir sistem kurabilir. Örnek olması bakımından geliştirmeye açık bir okuma ve ezberleme sistemi ile derecelendirme/sertifikalandırma şu şekilde yapılabilir:
1.Derece: Bir sayfayı üç dakika civarında kurallarına uygun olarak en fazla üç hata ile okuyabiliyor, Duha Suresi’nden aşağısını, amenerrasülü, hüvellahüllezi, ayet’el kürsiyi ezberlemiş. Genel itibariyle ayet anlamlarına vakıftır.
2.Derece: Birinci dereceye ek olarak Yasin, Tebareke, Fetih surelerini ezberlemiş. Ezberlediği ayetlerin bazılarına anlam itibariyle de vakıftır.
3.Derece: İlk iki dereceye ek olarak Kehf, Al-i İmran, Tevbe surelerini ezberlemiş. Ezberlediği ayetlerin bazılarına anlam itibariyle de vakıftır.
4.Derece: İlk üç dereceye ek olarak Bakara, 29. Cüz, Haşr, Fatır surelerini ezberlemiş. Yani aslında bir nevi yarım hafızdır. Ezberlediği ayetlerin bazılarına anlam itibariyle de vakıftır.
5.Derece (Tam hafız): Kur’an’ın tamamını ezberleyen, ezberlediği ayetlerin bazılarına anlam itibariyle de vakıftır.
İfade ettiğim gibi bu örnek sistem tartışılabilir fakat hafızlıktan Kur’an’ın tamamının ezberlenmesinin anlaşıldığı bazen de öğrencilerin boş yere zorlanıp-hırpalandığı, zamanlarının adeta boşa harcandığı anlayış gözden geçirilmelidir. Bir öğrenci Kur’an’ın tamamını ezberleyememiş ancak çok iyi Kur’an okuyor, ezberleri de çok ise neden o öğrenciyi görmezden geliyoruz, mahrum ediyoruz ve taltif etmekten imtina ediyoruz ki?
Sadece çocukların değil anne babaların ve hocaların gayreti ile yürüyen hafızlık çalışmalarını daha sistematik, esnek ve cazip hale getirmeye ihtiyaç bulunmaktadır.
Unutulmamalı ki, yetiştireceğimiz bu çocuklar, Allah’ın kelamını yüklenecekler, onunla amel edecekler, toplumla haşır-neşir olacaklar ve Peygamber Efendimizin mübelliğ vazifesini icra edecekler.
Bu kutlu ve önemli vazifeler ise üst düzey bir motivasyon, sağlam akıl, güçlü karakter ile mümkündür.
1974 Bolu/Gerede doğumlu. İstanbul’da hafızlığını tamamladı. Ortaöğrenimi Kadıköy İHL’de, lisans eğitimini Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlayıp Hasan Kalyoncu Üniversitesinde Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yüksek lisans yaptı. Üniversite yıllarında arkadaşlarıyla beraber Ahenk ve Revizyon isimli dergilerin çıkarılmasında aktif görev üstlendi. 1999 yılında İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Çeşitli okullarda yöneticilik görevlerinde bulundu. Halen uluslararası bir imam hatip lisesinde idarecilik yapmaktadır. Eğitim ve gündeme dair yazılar yazmakta olup bu yazılar ulusal, yerel gazete, dergi ve portallerde yayımlanmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.
