Eylül hüznü
Yaprakların usulca ve yavaşça boynunu büktüğü,
güneşin hafifçe yüzünü döndüğü ve bedeni uyardığı,
ayın yıldızlara veda konuşması yaptığı ve göğün renk değiştirdiği,
duyguların insana gel git yaşattığı aydayız.
Sosyal medya Eylül’ün sararmış tonunu anlatan kısa notlarla dolu.
Eylül’ün doğal mecrası, insanın içindeki rüzgârı hüzne ortak etmesi.
Hüzün ve anımsama ayındayız.
Talan ve ölümün buluştuğu,
korku ve dehşetin kapları vurduğu,
günlerin ve gecelerin kâbus, işkence ve çığlıklara karıştığı,
kollektif suskunun büyüdüğü, ihbarın ve ihanetin çoğaldığı,
komşunun komşuya darbe yaptığı aydayız.
Unutmama ve unutturmama ayındayız.
Ellibeş yılının Eylül’ünün 6. ve 7. günlerinde yaşananların tohumlarının gazetelerden, fısıltılardan, dedikodulardan ve ırkçılıktan ilham aldığı ve o günlerin en moda sözü olan “kızılların” işin içinde olduğu yalanının dolaşıma sokulduğu, ülke tarihinin en uzun iki gününün yaşandığı utanç ayındayız.
Komşunun komşuyu bağrına bastığı, kalbinin içine koyduğu, yarasını bağladığı,
aşını, ekmeğini paylaştığı çaresiz çırpınışlar ayındayız aynı zamanda.
Seksen yılının 12. gününde tankın, topun, copun sokağa indiği, zulümün bir çığ topu gibi düştüğü aydayız.
Karanlık, korku, sessizlik ortasında, işkence ve çığlığın mücadelesinde, her sabah hayatta olmanın ve adını unutmanın büyük bir sese dönüştüğü, cinnet ve elektriğin birlikteliğine kafa tutan ve parçalanmış vücutlardan........
