menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DİSK Birleşik Metal-İş’ten örnek hamle: ‘Klasik sendikacılığı kırıyor, Nepalli işçileri örgütlüyoruz’

20 0
20.08.2026

Nepal’den ve diğer Uzak Asya ülkelerinden Türkiye’ye getirilen göçmen işçiler artık metal sektöründe. Sermayenin bu hamlesini “sendikal mücadelenin kalbine hançer” olarak değerlendiren DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası, Nepal’deki sendikalarla temasa geçti. Nepal’deki GEFONT Sendikası ile ortak örgütlenme süreci başladı.

Sorularımızı yanıtlayan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, “Göçmen işçi sendikalı olup aynı ücreti ve hakkı talep ettiğinde, patronun ucuz işgücü silahı elinden alınmış olacaktır. Kardeş sendikalarla, tüm emek örgütleriyle ortak bir eylem planı oluşturmak elzemdir. Sermayenin topyekûn saldırısına karşı, parça parça değil, birleşik bir işçi cephesiyle yanıt vermeliyiz” diyor. Sermaye yerine göçmen işçileri düşmanlaştıran yaklaşımları da eleştiren Atar, klasik sendikacılık kalıplarını kırarak göçmen işçileri örgütleyeceklerini ifade ediyor.

Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar

Nepal ve Hindistan gibi Uzak Asya ülkelerinden Türkiye’ye işgücü transferi neden ihtiyaç oldu? Sermayenin uluslararası emek transfer planı neyi amaçlıyor? Türkiye’de sermaye ve hükümetin bu transfer mekanizması karşısındaki tutumu nedir? 

Bu durum, sermaye sınıfının doymak bilmez kâr hırsının ve işçilik maliyetlerini dibe çekme stratejisinin doğrudan bir sonucudur. Türkiye’de işçi sınıfı, tüm baskılara rağmen hakkını aramaya, sendikal örgütlülüğe giriştiğinde, karşısında daha düşük ücretli ve neredeyse kölelik koşullarında çalışmak zorunda bırakılan işçiler çıkarılıyor. Sermaye ve iktidar bloku, bu direnci kırmak, ücretleri baskılamak ve çalışma koşullarını tamamen kuralsızlaştırmak için çareyi, hiçbir yasal güvencesi olmayan, dil bilmeyen ve sınır dışı edilme korkusuyla en ağır koşullara boyun eğmek zorunda bırakılan göçmen emeğinde bulmuştur. Amaç; Türkiye’yi uluslararası sermaye için bir “ucuz ve uysal işgücü cenneti” haline getirmek, yerli işçiyi ise işsizlikle terbiye ederek “Bak senin yerine yarı fiyatına çalışacak göçmen var” şantajıyla kölelik koşullarına razı etmektir. Hükümetin bu konudaki tutumu da sermayenin bu vahşi sömürü planına yasal ve fiili zemin hazırlamaktan ibarettir.

Bunun en somut örneklerinden birini bizler de kendi işkolumuzda görüyoruz. Sendikamızın yakın zamanda örgütlendiği bir işyerinde, işverenlerin sendikal örgütlenmeyi kırmak için işten çıkarma ve uyguladıkları tüm baskıların yanı sıra sendikalaşan işçilerin yerine çalıştırmak üzere Nepal’den gelecek işçilerin kalacağı konteynerler kurduğu bilgisi bize ulaştı. Buna benzer örneklere dair haberler geçtiğimiz ay içinde basında da yer aldı. Patronlar, Euro Nepal adlı özel istihdam bürosu üzerinden Nepal’den mobilya, gıda, inşaat, turizm, maden ve tekstil gibi sektörlere işçi getiriyor. Şirketin işverenlere Nepal’den geniş kapsamlı işçi temin ettiği, sözleşme ve çalışma izni süreçlerini de yürüttüğü haberlere yansıdı. Hükümetin tutumu ise, çok açık ve net, bu uygulamalara karşı herhangi bir düzenleme getirmek yerine, aksine bu aracılık faaliyetlerini yerine getiren şirketlerin işlerini kolaylaştırıyorlar.

‘Kocaeli, Gebze, Ankara ve Bursa’da uzak asyalı işçiler çalıştırılıyor’

Suriye savaşı döneminde de mülteci işçi sömürüsü gündeme geldi. Diğer ülkelerden gelen göçmen işçi transferini de gördük. Fakat bu insanlar daha çok “alt işler” diye tabir edilen işlerde ve kayıt dışı sektörlerde çalıştırıldılar. Şimdi modern sanayide ve sizin işkolunuz olan metal sektöründe göçmen işçi transferi görmeye başlıyoruz.  Metal sektöründe göçmen emeği yoğunluğu ve sömürüsü ne durumda?

Eskiden göçmen emeği daha çok tarım, tekstil veya merdiven altı atölyelerde, kayıt dışı sektörlerde görülürdü. Ancak bugün, teknoloji yoğun, ağır ve tehlikeli işler kapsamında olan metal ve otomotiv yan sanayisi gibi modern endüstri kollarında da göçmen işçileri yoğun olarak görmeye başladık. Metal sektörü, Türkiye işçi sınıfının sendikal mücadelesinin kalbidir. Sermaye, işte bu kalbe bir hançer saplamak istemektedir. Kocaeli, Gebze, Bursa gibi sanayi havzalarındaki devasa fabrikalarda dahi taşeron ve kiralık işçilik üzerinden Uzak Asyalı, Ortadoğulu işçilerin çalıştırıldığına tanık oluyoruz. Daha önce belirttiğimiz gibi, yakın zamanda Ankara ve çevresinde de sanayide özellikle Nepal gibi Uzak Asya ülkelerinden getirilen göçmen işçilerin kölelik koşullarına benzer koşullarda çalıştırıldığını görüyoruz. Bu işçiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinden yoksun, çok uzun saatler, asgari ücretin bile altında ücretlerle, adeta bir “toplama kampı” mantığıyla fabrikalara getirilip götürülmekte ve vahşice sömürülmektedir. Hatta işyerine kurulan prefabrik, konteyner “koğuşlarda” yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Geçmişte, emek yoğun sektörlerde gördüğümüz kayıt dışı göçmen emeğinden en önemli farkı belki de bu işçilerin artık kısmen de olsa, çalışma izni ile kayıtlı olarak çalıştırılıyor olmaları. Yani aslında tüm bu sömürü ve kölelik koşullarının devletin izniyle gerçekleşiyor olması.

‘Özel istihdam büroları çağdaş köle pazarlarıdır’

Burada özel istihdam büroları karşımıza çıkıyor. Menşei ülke ve transfer edilen ülke olmak üzere “işçi kiralayan” şirketler çifte sömürüyü devreye sokuyor. Size göre bu durum göçmen işçiler, sendikalar ve yerli işçiler üzerinde nasıl bir etkide bulunuyor?

Özel istihdam büroları “çağdaş köle pazarlarıdır”.  Özel istihdam büroları adı altında “işçi kiralama” sisteminin ilk gündeme getirildiği andan itibaren sendikamız bu konuda net bir tutum almıştır. Bundan 10 yıl önce, 2016 yılında, Hükümet özel istihdam büroları yasasını Meclis’e sevk ettiğinde, yurdun birçok........

© İlke TV