Nepal felaketi bize ne anlatıyor?
Nepal ile Tibet sınırında yaşanan son sel felaketi, ekolojik yıkımın yalnızca ‘havaların ısınması’ndan ibaret olmadığını bir kez daha çok ağır bir biçimde gösterdi. Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği, şu ana kadar verilen rakamlara göre 1000’den fazla kişinin kaybolduğu, en az 40 kilometrelik yolun, 19 köprünün, yerleşim yerlerinin ve enerji altyapısının tahrip olduğu bu afet, yüksek dağ ekosistemlerinin giderek daha istikrarsız hale geldiği bir dönemin işareti.
İlk değerlendirmelerde, yükseklerden kopan büyük buz ve kaya kütlelerinin bir nehri geçici olarak bloke ettiği, ardından oluşan su ve enkaz kütlesinin vadilere doğru hızla boşalmış olabileceği üzerinde duruluyor.
Olayın bütün nedenleri henüz kesinleşmiş değil. Ancak yaşandığı fiziksel ortamın değiştiği kesin: Himalayalar ısınıyor, buzullar küçülüyor, sürekli donmuş zemin çözülüyor, dağ yamaçlarının kararlılığı azalıyor ve yeni buzul gölleri oluşuyor.
Nepal yalnız da değil. Himalaya-Hindu Kush kuşağında Pakistan, Hindistan, Bhutan ve Çin; Andlar’da Peru ve Bolivya; Ganj-Brahmaputra Deltası’nda Bangladeş; Mekong Deltası ve Akdeniz havzası farklı biçimlerde benzer bir risk dönüşümü yaşıyor. Bazı yerlerde buzulların geri çekilmesi ve buzul gölü taşkınları, bazı yerlerde deniz seviyesinin yükselmesi ve tropikal siklonlar, bazı yerlerde ise kuraklık ile aşırı yağışın aynı anda ağırlaşması söz konusu.
Nepal’in hikâyesi Türkiye’ye hiç de uzak değil.
Türkiye Himalayalar gibi dev bir buzul sistemine sahip olmadığı için riskler birebir aynı değil. Ancak Türkiye de iklim krizinin su döngüsünü değiştirdiği, aşırı olayları........
