menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Liberal ve Feminist Bir Paradoks: Smurf Spray (Mavi Boya)

20 0
09.05.2026

Kişisel savunma teknolojilerinin yükselişi, güvenlik araçlarının çeşitlenmesi olduğu kadar çağdaş toplumsal cinsiyet rejiminin yeniden örgütlenmesi olarak da okunmalıdır. Smurf Spray gibi ürünler, bu dönüşümün çarpıcı örneklerinden biridir çünkü burada mesele beden, şiddet, görünürlük, tanıklık ve hakikat arasındaki ilişkinin teknolojik olarak yeniden düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Ürünün tanıtım sayfasında belirtildiği üzere Smurf Spray, saldırganı durdurmak ve failin yüzünde mavi boya bırakmak suretiyle suçluluğu beden üzerinde işaretleyip faili görünür kılan ve yıkamaya rağmen bir hafta boyunca ciltten silinmeyip uzun vadede de UV ışıklarıyla görünür olmak bakımından mağdurun iddiasını maddi kanıtla desteklemeye yarayan aynı zamanda biber gazının aksine zehirli madde içermemesi ve solunum yolu riski oluşturmaması dolayısıyla güvenilir bir güvenlik teknolojisi olarak sunulmaktadır.

Foucault’nun (2019; 2023) biyopolitika ve disiplin kavramları, söz konusu teknolojinin mantığını anlamak açısından önemli bir çerçeve sunmaktadır. Foucault perspektifinden düşünüldüğünde, Smurf Spray’in temel işlevi saldırganı acı yoluyla etkisiz hale getirmekten çok, onu ifşa etmektir. Bu anlamda spreyin mavi boyası hem kimyasal bir madde hem de suçluluğun kamusal semiotiğine dönüşümüdür. Böylece işaretlenmiş beden artık anonim değil; okunabilir, teşhir edilebilir ve dolaşıma sokulabilir hale gelmektedir. Bu nedenle Smurf Spray’in biber gazından farklı bir iktidar mantığıyla çalıştığı ifade edilebilir. Biber gazı fiziksel acı üretirken; Smurf Spray görünürlük üretmektedir. Bu fark önemlidir çünkü Foucault perspektifinde çağdaş iktidar giderek cezalandırmaktan çok görünürleştirme üzerinden işlemektedir. Bu çerçevede Smurf Spray, suçu, beden üzerinde okunabilir hale getirerek sosyal medya ifşaları, yüz tanıma teknolojileri, dijital gözetim mekanizmaları ve veri kapitalizmi ile aynı mantıksal zemini paylaşır.

Modern devlet uzun süre şiddet tekelini kendi elinde toplamış, bireysel savunma pratiklerini ya kriminalize etmiş ya da sıkı biçimde denetlemiştir ancak alarm sistemleri, panik butonu uygulamaları, GPS takip cihazları, akıllı yüzükler ve özsavunma spreyleri gibi araçların varlığıyla güvenlik artık kolektif bir kamusal hak olmaktan çok bireysel bir hazırlık meselesi olarak düşünülmeye başlamıştır. Brown’ın (2015) vurguladığı gibi çağdaş iktidar rejimi bireyi sürekli risk yönetimi yapmak zorunda olan girişimci bir özneye dönüştürmektedir. Buna temel bir örnek oluşturan Smurf Spray adlı ürünün web sayfasında belirtildiği üzere yaşlılar, çocuklar, uluslararası gezginler ve kadınlar ürünün pazar hedefleri arasında yer almaktadır. Kadınlar da bu rejimin bir tarafı olarak kendi güvenliğinin yöneticisi halindedir. Bu araç üzerinden kadın meselesine özellikle değinilmesinin nedeni, ürüne gelen yorumların sıklıkla “ya kadınlar iftira atarsa?” minvalindeki yorumların hayali mağduru koruma bakış açısından kaynaklanan patriyarkal şiddetin yapısal niteliğine ayna tutmasıdır.

Smurf Spray, patriyarkal şiddetin bir yansıması olduğu kadar korunma aracı ve yönetilebilir bir korku yaratması bakımından feminist açıdan da bir paradokstur. Bu anlamda kadın artık korunması gereken pasif özne değil, sürekli hazırlıklı olması gereken özneye dönüşür. Güçlenme (empowerment) söylemi burada paradoksal bir biçimde işler çünkü ürün bir yandan kadınlara hareket özgürlüğü ve psikolojik güven hissi verirken diğer yandan kamusal alanın kadın için esasen tehlikeli olduğu varsayımını yeniden üretir. Berlant’ın (2011) “cruel optimism” kavramı tam da burada açıklayıcı hale gelmektedir: Özgürlük vaadi sunan araç, aynı zamanda bireyi onu tehdit eden koşullara daha sıkı bağlar tıpkı Smurf Spray’de olduğu gibi: Kadın özgürleşir fakat çantasında savunma spreyi taşıdığı müddetçe.

Smurf Spray haberlerinin altındaki yorumlara bakıldığında çok tanıdık bir toplumsal refleksle karşılaşılmaktadır: Tartışmanın merkezine kadınların her gün deneyimlediği taciz, takip, saldırı ve güvensizlik değil; henüz gerçekleşmemiş varsayımsal bir “iftira” senaryosu yerleştirilir, toplumsal empati şaşırtıcı bir hızla mağdurdan kopar ve “hayalî masum erkek” figürünü koruma refleksine dönüşür.

“Peki ya kadın iftira atıyorsa?” sorusu, hukukî bir hassasiyetten çok, patriyarkal toplumun........

© Hür Fikirler