Foucault: Fikirlerin Gerçek Sahibi Kim?
Bir düşüncenin gerçek sahibi kimdir? İlk bakışta bu sorunun cevabı oldukça basit görünür. Bir kitabı yazan kişi onun yazarı, bir fikri ortaya atan kişi de o fikrin sahibidir. Modern dünyanın büyük bölümü bu varsayım üzerine kuruludur. Telif haklarından akademik atıflara kadar pek çok uygulama, düşüncelerin belirli bireylerden çıktığı ve onlara ait olduğu kabulüne dayanır. Michel Foucault ise bu kadar emin olmamamız gerektiğini söyler.
Foucault’nun düşüncesinde tarih çoğu zaman anlatıldığı gibi doğrusal bir ilerleme hikâyesi değildir. İnsanlar geçmişe baktıklarında olayların arkasında değişmeyen özler, değişmeyen doğrular ve değişmeyen kökenler aramaya eğilimlidir. Bir fikrin ilk kaynağını, bir değerin ilk ortaya çıkış anını veya bir kimliğin başlangıç noktasını bulmak isterler çünkü köken fikri güven verir, karmaşık olanı basitleştirir ve dünyayı daha anlaşılır hale getirir. Foucault’nun Nietzsche, Soybilim, Tarih adlı metninde itiraz ettiği şey tam olarak budur. Ona göre tarihin amacı değişmeyen bir özü veya ilk nedeni bulmak değildir. Soybilim denilen yöntem, geçmişin derinliklerinde saklı olduğu varsayılan saf başlangıçları aramanın aksine bugün doğal, kaçınılmaz ve değişmez görünen şeylerin aslında nasıl ortaya çıktığını araştırır. Soybilim için önemli olan şey köken değil, mücadeledir; süreklilik değil, kopuştur; hakikatin kendisi değil, hakikat iddialarının nasıl üretildiğidir. Bu nedenle Foucault’nun kavradığı tarih, büyük kahramanların ve büyük fikirlerin tarihi değildir. Onun ilgilendiği şey, farklı yorumların nasıl ortaya çıktığı, nasıl güç kazandığı ve nasıl egemen hale geldiğidir çünkü ona göre tarih çoğu zaman fikirlerin değil, yorumların mücadelesidir. Foucault’nun soybilimi bu nedenle bir tür “yorumların tarihi” olarak da okunabilir.
Nitekim Foucault’nun aktardığı şu ifade oldukça çarpıcıdır: “İnsanlar başka insanları tahakküm altına aldığında değer farklılıkları doğar; sınıflar başka sınıfları tahakküm altına aldığında özgürlük fikri doğar.” Bu cümle ilk bakışta provokatif görünebilir ancak soybilimin temel sorusu tam da burada ortaya çıkar: Özgürlük gerçekten insanlığın değişmeyen özü müdür, yoksa belirli tarihsel mücadelelerin ürünü müdür? Adalet, eşitlik, suç veya ahlâk gibi kavramlar tarihin başından beri aynı anlamlara mı sahiptir, yoksa farklı dönemlerde farklı iktidar ilişkileri içinde yeniden mi üretilmiştir? Foucault’nun cevabı açıktır. Ona göre tarih, hakikatin yavaş yavaş ortaya çıkmasının hikâyesi değil, farklı yorumların mücadele alanıdır. Bu nedenle soybilim, kökenleri değil, yorumların tarihini araştırır.
Bugün popüler kültürde sıkça karşılaşılan bazı yaklaşımlar bu açıdan ilginç örnekler sunuyor. Son yıllarda oldukça popüler hale gelen kök aile........
