menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuğun İşlediği Suçtan Ailesi Sorumlu Tutulabilir mi?

43 0
17.03.2026

Oldukça zor, tartışmalı ve bilhassa Ceza Hukukunun ilke ve esasları bakımından birçok sorunla karşılaşılabilecek bir alanı, “suça sürüklenen çocuk” veya “çocuk suçluluğu” üzerinden, annenin ve babanın ayrıca ceza sorumluluğunun olup olamayacağını ele alacağız. Bu yazı; annenin ve babanın ceza sorumluluğunun olabileceği ve olamayacağı yönlerinden iki görüş üzerinden, sonuçları ve Ceza Hukuku dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Bir ülkenin, bir milletinin, ailelerin geleceği, devamı, emaneti devralacak çocuklardır. Çocukların en iyi şekilde yetiştirilmeleri, gerek kendileri ve gerekse bağlı oldukları toplum bakımından tartışmaya açık olmayan bir konudur. Çocukların yetiştirilmelerinde ve gözetilmelerinde, Anayasa m.41 ve m.42 tarafından Devlete ciddi sorumluluklar yüklenmiştir. Anayasa m.41/1’e göre, aile toplumun temelini teşkil eder. Çocukları yetiştirmek, gözetmek, kollamak ve kötülüklerden uzak tutmak, ailelerin de sorumlulukları arasında yer almaktadır.

İnsanın, doğumundan itibaren 18 yaşını dolduruncaya kadar geçen sürede sıfatı “çocuk” olarak kabul edilmekte ve hukuk bilimi buna bazı sonuçlar bağlamaktadır. Çocuk olmanın beraberinde getirdiği Özel Hukuktan kaynaklanan sorumluluğu, bundan dolayı ailesinin, yani annesinin ve babasının sorumluluğunu değil, burada çocuğun ve ailesinin Ceza Hukukundan kaynaklanan sorumluluğu hakkında kısa ve net açıklamalarda bulunacağız.

Son zamanlarda kamuoyunu meşgul eden, bilhassa sosyal medya paylaşımlarında toplumu rahatsız edici görüntülerin de paylaşılarak, çocuk suçluluğunun çoğaldığına dikkat çekildiği, özellikle çocuktan çocuğa dönük cebir, şiddet, tehdit gibi fiillerin yoğunlaştığı, “akran zorbalığı” adı altında okullarda ve okul çevrelerinde çocuklara dönük cebir, şiddet, tehdit ve buna bağlı suçlarda artış yaşandığı, bunlara önlem alınması gerektiği, okul yöneticilerine ve özellikle de anne ile babalara ciddi sorumlulukların düştüğü, fakat sosyal, iktisadi ve buna bağlı sebeplerle bu sorumlulukların gereklerinin yerine getirilemediği, “sosyal devlet” ilkesi ile bağlı Devletin de çocukların korunması ve suça sürüklenmelerinin önüne geçilmesi yönünde bazı eksikliklerinin bulunduğu, sadece yasal düzenlemeler ve ceza hükümleri getirerek, çocuk suçluluğunun önlenemeyeceği ve çocukların korunamayacağı, buna toplum ve Devlet olarak bir bütünde bakılması gerektiği gözardı edilmemelidir.

Ceza Hukukunun iki temel prensibi vardır; ilki, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ve diğeri de “şahsi kusur sorumluluğu” ilkesidir. Bu açıdan bakıldığında; suçun manevi unsuru içinde ele alınan kusur ve buna bağlı isnat kabiliyeti dikkate alınmadığında, elbette suçun maddi unsurunu teşkil eden fiil, yani hareket ve netice ile bunlar arasında illiyet bağından oluşan suçtan, yaşına bakılmaksızın her fail sorumlu tutulur. Ancak Ceza Hukukunda, failin yaşı önemlidir ve ceza ehliyeti açısından suçun işlendiği sırada failin kaç yaşında olduğuna bakılır.

“Ceza Sorumluluğunu Kaldıran ve Azaltan Nedenler” başlıklı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Genel Hükümler İkinci Bölüm altında yer alan “Yaş küçüklüğü” başlıklı m.31/1’e göre; “Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir”. Görüleceği üzere, suça konu fiilin işlendiği sırada 12 yaşını doldurmayan çocuğun ceza sorumluluğu yoktur. TCK m.31/2’ye göre; suça konu fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurup da 15 yaşını doldurmayan çocuğun, prensip olarak suça konu fiilin hukuki anlamını ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmediği kabulü ile ceza sorumluluğunun olmadığı kabul edilmiştir. Bu yaş aralığına giren çocuğun ceza ehliyeti olduğu kabul edilirse, suçun cezasında ciddi oranda indirime gidilecektir. TCK m.31/3’e göre ise, suça konu fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurup da henüz 18 yaşını doldurmayan çocuğun ceza sorumluluğunun olduğu kabul edilir ve suçun cezasında kendisine kanun koyucunun öngördüğü yasal indirimler yapılır.

Uygulamada; özellikle kasten insan öldürme, yağma, hırsızlık gibi suçları işleyen çocukların cezalarında indirim yapılmaması, hatta 12 yaşını doldurmayan çocuğun cezasızlığı yerine, bu yaş sınırının aşağı indirilmesi, 12 yaşını ve 15 yaşını doldurmuş çocuklar bakımından ceza sorumluluğu tam olarak kabul edilmeyecekse, bu durumda indirim oranlarının azaltılması veya bazı suçlar yönünden bu azaltmanın düşünülmesi, özellikle bir terör örgütünün veya suç örgütünün faaliyetleri kapsamında suç işleyen çocukların ceza sorumluluklarının tam olması veya ceza indirimlerinin az yapılması yönünde ciddi itirazların olduğu ve yasal değişikliğe gidilmesinin talep edildiği görülmektedir.

Elbette bu konuda takdir ve değerlendirme toplumda ve temsili demokraside toplumun seçtiği kanun koyucuda olmakla birlikte, ceza ehliyeti ve buna bağlı isnat kabiliyeti yaşa bağlı olarak kazanılan bir özelliktir.

Bu yazımızda; yaş küçüklüğünün isnat kabiliyetini, dolayısıyla suçun manevi unsurunu ortadan kaldıran bir hal mi, yoksa ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan bir sebep mi olduğu tartışmasına girecek değiliz. Kanun koyucu; TCK m.31’i, ceza sorumluluğunu azaltan veya kaldıran nedenler kapsamında ele aldığından, fiilin suç olduğunu, fakat yaş küçüklüğü olan failin, yani çocuğun ceza sorumluluğunun olmadığını veya yaş küçüklüğünü cezayı azaltan neden saydığını ifade etmiştir.

Anayasanın ve bazı kanunlar ile alt düzenleme niteliği taşıyan yönetmeliklerin çocuklara nasıl baktığına ve ne tür hukuk kurallarının öngörüldüğüne kısaca değinmek gerekir.

Normlar hiyerarşisine göre en tepede olan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, çocuklarla ilgili en az 6 hükme yer vermiştir.

Anayasanın 10. maddesinin 3. fıkrasında; pozitif ayırımcılık yapılarak, çocuklar bakımından alınacak tedbirlerin “eşitlik” ilkesine aykırı sayılamayacağı belirtilmiştir.

Anayasa m.41/3’de; Devletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alması gerektiği bir sosyal hak olarak kabul edilmiştir.

Anayasa m.42/7’de; Devletin, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacıyla onları destekleyeceği ve hatta özel durumları sebebiyle özel eğitime ve öğrenime ihtiyacı olan öğrencilerin topluma yararlı olmasını sağlayacak tedbirleri alacağı ifade edilmiştir.

Anayasa m.58’de; gençliğin korunması bir sosyal hak olarak öngörülmüş, Devletin gençleri alkol düşkünlüğünden, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden, suçluluktan, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklar ile cehaletten korumaya dönük tedbirler alacağı ortaya koyulmuştur.

Anayasa m.61/4’de; Devletin, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbir alma yükümlülüğü olduğu söylenmiştir.

Anayasa m.62’de ise; Devletin, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının çocuklarına her türlü desteği vereceği belirtilmiştir.

Elbette Anayasa m.41’de, m.42’de, m.58’de, m.61’de ve m.62’de yer alan hükümler sosyal haklar kapsamına girdiğinden; Devletin sosyal alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğini belirtmek isteriz.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun m.6/1-b, m.31, m.37/2, m.38/2, m.220/5’in birinci cümlesi ile m.233’de “çocuk” kavramına yer verildiği görülmektedir.

TCK m.6/1-b’de; çocuk deyiminden, henüz 18 yaşını doldurmamış kişinin anlaşılmasının gerektiği belirtilmiştir.

TCK m.31’in “Yaş küçüklüğü” başlığını taşıdığı, bu maddede yaşa göre ceza sorumluluğunun düzenlendiği, suç tarihinde 12 ve hatta 15 yaşını doldurmamış çocuklar yönünden ceza sorumluluğunun kabul edilmediği görülmektedir.

TCK m.37/2’de; suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişinin fail olarak sorumlu tutulacağı, eğer bu kişinin kusur yeteneği yoksa ve suçun işlenmesinde araç olarak kullanılmışsa, araç olarak kullanan kişinin cezasının üçte birden yarısına kadar artırılacağının belirtildiği anlaşılmaktadır.

TCK m.38/2’de; üst soy ve alt soy ilişkisinden doğan nüfuzun kullanılması suretiyle suça azmettirmede, azmettirenin cezasının üçte birden yarısına kadar artırılacağı, fakat çocukların suça azmettirilmesi halinde, cezanın artırılmasında üst soy ve alt soy ilişkisinin varlığının aranmayacağı ifade edilmiştir.

TCK m.220/5’e eklenen cümleye göre; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine verilecek cezanın yarısından bir katına kadar artırılacağının belirtildiği görülmektedir.

TCK m.233’ün başlığı “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali” olup, bu maddenin 1. ve 3. fıkralarında çocuklara karşı aile hukukundan doğan bakım, eğitim ve öğrenim ile destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişinin, şikayet üzerine 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, velayet hakları kaldırılmış olsa bile, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması veya onur kırıcı tavırlar ile hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocukların ahlakını, güvenliğini ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan annenin ve babanın 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Görüleceği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda çocukların işledikleri suçlardan dolayı anne veya babalarının ceza sorumluluğunu gündeme getiren özel bir düzenlemenin olmadığı, bu yönde bir hükme “suçta ve cezada kanunilik” prensibine uygun olarak yer verilmediği, bu konuda yasal bir boşluğun bulunduğu izahtan varestedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin 5. fıkrası ile 110/A maddesinin 3. fıkrası “çocuk” kavramı bakımından dikkat çekicidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin 5. fıkrasına göre; azami tutukluluk sürelerinin fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında ve 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından dörtte üç oranında uygulanacağı belirtilmiştir.

CMK m.110/A’nın 3. fıkrasında, adli kontrol altında geçecek sürelerin çocuklar bakımından yarı oranında uygulanacağı söylenmiştir.

Benzer şekilde; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.107’de, bir kısım suçlardan hükümlü olan çocuklar yönünden hafifleştirilmiş koşullu salıverilme oranlarının öngörüldüğü, m.107/2 yönünden suçun işlendiği tarihte failin “çocuk” olup olmadığının dikkate alındığı, bunun dışında, infaz sırasında çocuğun yaşını dikkate alan düzenlemeye m.107/5’de yer verildiği, buna göre “koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir günün, iki gün olarak dikkate alınacağı, Geçici m.6/4’de istisnai olarak “30.03.2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, üç gün; onsekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.” hükmüne yer verildiği, netice itibariyle infaz yönünden de çocuk hükümlüler veya suçu işlediği tarihte çocuk olanlar lehine bir kısım düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 346, 347, 348 ve 369. maddeleri çocuklar bakımından dikkat çekicidir.

Medeni Kanunun 346. maddesinde; çocuğun menfaatinin ve gelişmesinin tehlikeye düşüp de anne ve babanın bu soruna çare bulamadıkları veya güçleri........

© Hukuki Haber